Bir yanda pamuklar içinde sarılıp sarmalanmış, çok kıymetli bir çocuk;

Öbür yanda ise Taşkent çöplüğüne atılmış zavallı bir çocuk.

İkisi de aynı günlerde aynı gazete sayfalarında yer aldılar: Birinin yanında gülümseyerek poz veren bir başbakan; öbüründe ise korkak gözcüklerini objektife dikmiş zavallı yalnız bir çocuk…

Çünkü biri başbakanın torunu, öteki kim?

Zavallı Mustafa Diker…

İkisi de bu memleketin suyundan içip, havasını soludu. Amma… Dedim ya: Biri başbakanını torunu…

***

Memlekette ayrımcılık bu denli almış başını giderken, güvenlik sorunu artık tamamen kontrolden çıkmışken, nüfus bambaşka ve hiç tanımadığımız bir kültürel yapıya yerini bırakıyorken, her yazımda ve daha pek çok yazarın serzenişlerinde nereye doğru gittiğimizi sorgularken bir de çocuk cinayetleri çıktı başımıza.
Bir bu eksikti zaten…

Kıbrıs’ın Kuzey’i Mustafa’cık için yas tutuyor. Herkes olan bitenlere inanamıyor. İnfial yaşanıyor adeta. Yine de birkaç güne kalmaz unutulur Mustafa… Başka çocukların da ölmemesi, darp edilmemesi, ezilmemesi, işkenceye maruz bırakılmaması için çocukları nasıl koruyacağımızı sorgulamak yok!

Çocuğun sağlığını, fiziksel ve psiko-sosyal gelişimini olumsuz etkileyen şeyler karşısında önlem almıyoruz!

Bir yetişkin, toplum ya da devlet tarafından bilerek ya da bilmeyerek çocuklara karşı kötü muameleyi ortadan kaldırmak gibi bir ihtiyacın varlığından haberimiz yok!

Bu memlekette zengin ve rütbe sahibi ailede doğan çocuksanız şanslısınızdır. Gerisini koyuverin gitsin. Önemi yok onların canlarının. Ne de memlekete olacak faydalarının. Doğuştan kaybetmiş onlar.

Konu komşu da, aile bireyleri de pek varmaz çocuk istismarının üzerine… Göz yumar, seyreder, bana ne der.

Ve sonunda Mustafa’cıklar ölür, öldürülür.

Özelleştirme yasası çok önemli mesela: Uykusuz kalmak, aç kalmak pahasına yasallaşmalı. Ama çocukları koruyacak ve güvenle yetişmelerini kontrol etmeyi garantileyecek kalıcı ve yaptırımı yüksek bir yasa için harekete geçmek, duyarlılık yaratıp, kötü niyetli yetişkinleri saf dışı bırakmak yok!

***

Merak içindeyim! Mustafa’cık ölürken geride bize dersler bırakacak mı? Yoksa o bilinmeyen çukurda yattığı süre içindeki sessizlik gibi derin bir sessizlik mi sürecek?

Bir devlet için çok zor değil ki bunun önüne geçmek. Mustafa ölmeden önlemler almak ve Mustafa’ların ölmesine engel olabilmeli koskoca devlet.

Çok zor değil topluma yönelik geniş çaplı eğitimler planlamak. Gelecekte çocuklarına istismar ve ihmalde bulunacak aileleri değiştirmeye çalışmak; bu sayede aile destek programlarını planlayıp yerel yönetimlerle organize bir şekilde çalışmak hiç zor değil. Din eğitiminden de cami küllüye inşaatlarından da çok daha gerekli bu…

Daha önceden çocuklarına karşı istismar ve ihmalde bulunmuş ailelere, genç ailelere, çocuklarının ilgi gereksinimi olan ailelere ve düşük gelirli ailelere yönelik çalışmalar verimi ve olumlu sonuçları artıracaktır.

Resmi olarak tespit edilmiş ve devamlı bir şekilde çocuklarına karşı şiddet ve ihmal uygulayan aileler ivedi olarak tespit edilmeli.

Kriz ve problem durumunda ailelerin kolaylıkla yardım alabilecekleri "aile danışma merkezleri" veya bu yönde hizmet verecek "telefon hattı" kurulabilir mesela...

Doğumdan itibaren risk grubu aileler belirlenerek bunlara çocuk gelişimi ve psikolojisi konularında hizmet götürebilir.

Çocuğun ruh sağlığının onun yaşamı ve kişiliği üzerinde çok önemli etkisi olduğu düşünülerek "koruyucu aile hizmetleri" yaygınlaştırılabilir.

Ayrıca medyanın da çocuk haklarını savunma konusunda büyük etkileri olduğu unutulmamalı. Çocuk haklarının çiğnendiği kurumların çarpıcı bir şekilde sergilenmesi ile kamuoyu uyanık tutularak bu sorunun sürekli gündemde kalması sağlanabilir.

***

Evet biliyorum! Baştan aşağı şiddetle örülmüş bir sistemde yaşıyoruz. Ayrımcılıklar şiddetin dik âlâsını yapıyor. Ama bunları engellemek ne kadar mümkün diye durup seyretme zamanı da değil şimdi! Evde, okulda, askerde, sokakta şiddet var; devlet şiddet uyguluyor; devlet şiddet uygulanmasına göz yumuyor. Devlet istediğine şiddeti uyguluyor, istemediğini ise koruyor, kolluyor. 

Ekonomik kriz koşullarında, sefaletin yaygınlaştığı, işsizliğin büyüdüğü böyle dönemlerde kültürel varoluş mücadelemiz yükseltilemezse toplum kendi içine patlar; en insanlık dışı davranışlar etrafı sarar. Tabii ki bu şiddet sarmalında en çok ezilenler de en zayıflar olur; çocuklar ve kadınlar.

Şimdi soruyorum: Küçük Mustafa’nın yaşaması mı, yoksa babasının ve cinayette emeği olanların cezalandırılması mı daha çok sizi tatmin ederdi?

(Minik torununuza sevgiyle ve şiddetsiz bir yaşam dilerim Sayın Başbakan. Ve bizimkilere de, onlarınkilere de)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31