1960, daha doğrusu 1959 yılında karar verdiler; cumhuriyeti bize armağan ettiler.

Öyle bir görüntü vardı o dönem.

Bizim dışımızda, bizden habersiz; hani kapı arkalarında yapılan görüşmeler şeklinde…

Çalışıp çabalayıp işi bağladılar…

Biz de onların adlıkları kararlara hep beraber sevindik.

Çünkü bizden bildiklerimiz, güya bizi düşünerek, bizim için çalışmışlardı...

Sorunları çözmüşlerdi...

Artık kan duracaktı.

Durdu da.

Herkes işine gitti o saatten sonra.

Devlet dairesinde görevliler memurluğa devam ettiler.

Tarlalarındaki işçiler, köylüler, emeklerine karşılık kazançlarını almayı sürdürdüler.

Hem sürdüler tarlalarını, hem kazandılar.

Derken.

Zaten ilk gün itiraz etmişti birileri.

Olmaz demişti böyle bir cumhuriyet.

Doğan çocuk sakat, hatta ölü doğmuş, sağlıklı raporu verilmişti.

Yapalım bir şeyler diyerek yola çıkınca anladık ki daha kuruluşu kasıtlıydı.

Yani o günden bu günü hesaplayarak iş yapmıştı, bizden olduğunu bildiğimiz ülkeler.

Nitekim üç yıl sonra bekledikleri çatışmalar başlamıştı.

Çatışanlarsa cumhuriyeti kuranlar değil, al kullan denilenler.

İçindeydim o çarpışmaların.

Birebir yaşadım.

Hiç anlamıyordum insanları.

Bir gün önce bandabuliyada beraber iş yaparlardı.

Bir gün sonra yine bandabuliyada iş yaparlardı.

Ama ortadaki günde birbirlerine kurşun sıkarlardı.

Böylece başlamıştı ayrılmalar.

İki taraftakiler de şaşmışlardı.

Ama kimse, durun bakalım ne yapıyoruz, demedi.

Kimse kalkıp da, bizden sandıklarımız aslında bizden değillermiş, diyemedi.

Ve meşhur 1974 çarpışmalarıyla kol kola vererek adayı parçalattık.

Bu sefer iş daha ciddiydi.

Çünkü araya yani çarpışmalara, kurşun sıkanlara, bizden olmayanlar da girmişti.

Ertesi gün olduğunda halk bandabuliyaya gidemedi.

Beraber alışveriş yapamadı.

Birbirlerine mahcup gözlerle, ”Dün neden çarpıştık” der gibi bakamadı.

Garantör dediğimiz, güya bizden olan ülkeler, adayı paylaşmışlardı bile.

 Ve hala bu tezgâhı kimlerin ne için kurduğunu göremeyenler var…

Ve görmek istemeyenler…

Ve koltuk sevdasıyla birkaç gün daha “mühim” görünümde olmaya çalışanlar…

Güneyde batan ekonomiye, kuzeyde biten her şeye tepkiler sürerken…

Yani ortalık toz dumanken…

Davutoğlu, buraların hâkimi benim, buraları hem benim, hem de benim borum öter, der gibi konuştu…

Kuzeydekiler dinlediler, ses çıkartamadılar, güneydekilerse AB’ye kızarken bunu fark edemediler.

Bakalım yedirilen nanenin acılığını kim ne zaman anlayacak.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31