Son günlerde yazdığım yazılara, özellikle “Barış Kültürü” ile ilgili olana, iki zıt tepki aldım…

Birincisi, telefon eden bir dosttu… 

“Devam et, bu konuyu açman lâzım” dedi…

İkincisi, “ On üç yaşındaki kızım bile, artık bu meseleye gülüyor. 

Ne zaman bir plan gerekse, ‘çözüm’ diye tutturuluyor! Girme dostum bu meseleye! 

Demekteydi…

Aslında, farklı söylemlerle, de olsa biri olumlayarak, öteki karşı çıkarak, her iki tepki de ayni anlama gelir… 

Bunu nerden çıkardığımı sorarsanız, tam da işaret etmek istediğim noktaya parmak basmış olursunuz. 

Son kırk yılı, ne anlama geldiğini ağzından çıkanın da düşünmediği sloganlarla değil de programlar yazarak geçirmiş olsaydık, şimdi ne biri “devam et de ihtiyaçtır” deme gereği duyardı; ne de öteki, “vaz geç artık da çocuklar da gülüyor” demeye lûzum görürdü.

Bu günlerde, Türkiye’de yayınlanmak üzere, Kıbrıslı Türkler’in Tarihi’ni yeni baştan yazdığımı, birkaç defadır tekrarladım! 

Özellikle 1955-74 arası dönemi, şimdi yeni bilgilerin ışığında değerlendirirken, bu adada Tufan Erhürman’ın dediği o “akıl tutulması” nın tarihinin, çok eski olduğunu görüyorum. 

Örneğin, bu adada, 1959 Kıbrıs Cumhuriyeti Kuruluş Anlaşmaları ve Kıbrıs Anayasası’na inanan, beş-on kişiyi geçmeyen Kıbrıs Türk Solu’ndan başka hiçbir çevre, yoktu! 

Bugün bile öyledir, 1959 söz konusu olduğunda… 

Meselâ biz, hep eksik bilgiyle, hep “iyi saatlerde olsunlar” mantığı ile olur olmaz “tahlil”ler yapıp, kafamız vurdukça da hiç akıllanmadık! 

1963 NOEL’inde Kaymaklı’ya saldıran Samson’a faşist dedik demesine de her ne hal ve hikmetse, Lidra Palas Oteli ve bölgesini işgal edip, sur üstü ve Çetinkaya binasını ateşe tutarak, “şeherin” içinde çatışmayı doruğa vardıranın, Lissaridis’e bağlı milisler olduğunu, ya öğrenmedik, ya duymazdan geldik… 

“Barış güçleri” diye tanımlanmamış bir kavram icat edip, karnımızdan konuşarak, EDEK’i de sosyalist ve bunlardan biri kabul ediverdik! 

Kıbrıs Türk Solu, bütünü ile o tanımın içinde var sayılırken; Kıbrıs Helen solunun büyük partisinin raferandum’da, 1963’ün faşist örgütlenmesinin ikinci başkanı Tasos Papadopulos ile bir olup, “hayır” demesini de halâ “anlamaya” çalışıyoruz! 

O Papadopulos ki Kliridis’e göre, Akritas Plânı’nın da yazarıdır… 

Lissaridis ile Sampson’un zaman zaman yan yana neden hareket edebildiklerini de ya öğrenmek zahmetine katlanmadık, veya onu da duymazdan geldik! 

Örneğin benim de tanımış bulunduğum Takis Hacıdimitriu’nun, bütün o insancıl ve sosyalist söylemine karşılık, nasıl olup da Yunanistan’da Kıbrıs’ta bir çözümden yanadır diye Albay Papadopulos’a bir suikast düzenleyen Panagulis’i, Yorgacis’le işbirliği yaparak sakladığını da ya öğrenmedik, ya da gizledik…

Kalıcı ve yaşayabilir bir ortak yaşam için, önce karşı taraf doğru tanınmalı ve sonra da doğru değerlendirilmelidir, oysa… 

Eksik olan budur…  

Çocuklarımız, asıl şimdi ciddiyetle bu konuda düşünmelidirler…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31