Sabah geçtim de yine Beşparmakların tepelerinden.

Dolana dolana ilerledim kameraları bol asfalttan.

Bir araba geldi o an.

Öndeki viraja geldim geliyorum derken arkadaki araba sağlamaya kalktı.

İleride bir araban belirdi.

Fren yaptım sağlayan geçsin diye.

Sağlayan da fren yaptı.

Karşıdan gelen araba şaştı.

Bir bana bir sağlayana bir de kendine baktı.

İstop sıktı, durdu.

Kafa kafaya çarpışmaktan zor kurtardık.

Ne ilginç bir başlangıçtı dün sabahki..

Hava da mis gibiydi üstelik.

Yol bitmesin, dağdaki bulut inmesin, dedim.

Ben hep orada olayım, bulut hep havada dursun dağ ise zaten gidecek yeri yok.

İnerken tepelerden aşağıya baktım.

Ne ilginç bir şey bu…

Ta uzaklardan Mağusa denizi ayaklar altındaydı.

Ve Mesarya’dan Lefkoşa’ya anlamadığım bir sis tabakası.

Duman mıydı, bulut mu inmişti ovaya?

Nereden bilecektim ki…

Alışıktım oysa pis havaya ta İstanbul’dan.

Doğal gaz, kombiler gelmeden önce her evin bacasından simsiyah dumanlar yükseliyordu.

Ve her ev bacası tüten bir gemi gibiydi.

Her sokak ise muzzalı .

O sili, puslu manzaraya bakarak ilerlerken vadiye gelmişim haberim yok.

Ve sağa baktım.

Devasa gördüğüm dağların eteklerine.

Arasını kurt kapmış dağların.

Kemiriyor.

Yapılacak hiçbir hamlesi kalmadı dağların.

Ayağa mantar doluşmuş gibi.

Tedavisi zor ancak yine de zorlanırsan olabilir.

Fakat dağlar.

İçin için öyle oyuluyor ki.

Uzaktan görmek imkânsız…

Yanından geçerken de dikkatli bakılırsa ancak görebilirsin.

Nedir bunların amacı, dersin.

Kahvede, davette içerken dağların yıkılması karşılığında cebine giren paracıklarla övünç mü duyar bunlar?

Gitti gider dağların yanında kıvrılıp anayola geldiğimde kamyonlar belirdiler.

Hepsi de taş taşıyanlardan.

Bu sefer farklıydılar…

Plakaları Ankara değildi.

Değildi ama damperlerin üzerlerinde TC malı yazıyordu.

Eskiden böyle kamyonları bilmezdik.

Eskiden yoktu bu kıyımlar.

13. maaşı veremeyen hükümet vesayetten bahsedip duruyor.

Vermezsek kurtuluruz, diyor.

Memurun bir ayda aldığı para kadar mı bizim vesayetimiz?

Bu kadar mı yanı bizim boynumuzdaki urganın bedeli?

Birkaç gün görmediğimiz güneş nihayet çıktı.

İki kedi gancelli duvarında yalaşıyorlar.

Bir köpek hemen önlerinde, sokakta gerinip duruyorken…

Daldaki limondan bir damla yağmur suyu toprağa kayıp gitti…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31