Her şey hızla değişiyor. Bilim ve bilim insanları araştırmalarını sürdürürken her an yeni bulgularla karşımıza çıkıyorlar. Özellikle de sağlık alanında. En ilginci de önceden doğru bilinenlerin yanlış ve yanlış bilinenlerin de doğru olduklarını söyledikleri kimi açıklamalar karşısında sadece aciz duruma düşüyoruz. Herhangi bir tepkimiz dahi olamıyor.

Bir sabah uyandığımızda, yarım asırlık bir reklâm çizgi filminin (daha sonra çizgi dizi filmi olmuştur) etkisi ile yaşanılan onlarca yıldır kandırıldığımızla yüzleştik.

Elzie Crisler Segar’ın yarattığı Temel Reis karakteri, ıspanak yiyerek güçlenen, çizgi roman karakteriydi ve ıspanak bitkisinin demir yüklü olduğunu bildik hep. Sıska Safinaz’a da ıspanak neden yedirmediğini sorduğum çocukluğum boyunca, ıspanak’ın bir gün tahmin edilenden çok daha az demir içerdiğini öğreneceğimizi bilemezdim. Oysa öyleymiş. Sadece bu da değil. Uzmanlar kalp için şunu ye bunu yeme, kolesterole şu iyi gelir, kansızlığı bu renk yiyecekler düzeltir gibi ifadeler kura dursun, gün geliyor bildiklerimizin tam tersini söyleyen başka uzmanlar çıkıyor.

Peki, her söylenene uyarak yediklerimizin aslında iyi gelmediğini bilmenin moral çöküntüsünün neye zarar verdiğini araştıran hiç oldu mu acaba?

Olmamıştı. En azından ben böyle bir bilgiye ulaşamadım.

Ancak uzun yaşamak sağlıklı yaşamak, bedenle birlikte reiki, meditasyon, yoga gibi (aslında Mevlana’nın torunlarına hiç de yakışmadığını düşündüğüm) aktivitelerle (ki bu kavramlara bir kategori de yakıştıramadığımdan ‘aktivite’ gibi bir terime indirgeme ihtiyacı hissettim) ruhu da beslemek gibi eğilimlerimizin olduğu bu çağa, bu pencereden bakınca bir isim verilmiş: “Healthy Live Age ya da Well age”

İnsanların uzun ve sağlıklı yaşam sürmelerini anlatan bir yaşam modeli. Stresten uzak, dengeli ve sağlıklı beslenme yöntemlerinin kişisel uygulamalara indirgenerek kişiselleştirilmesi ve alabildiğine uzun yaşamak için hedeflenen bir ömür sürme yöntemi. İyi yaşama çağı. İyi ve uzun yaşama çağı.

Elbette bir cağa bu adı vermek, o çağın getirisi bir ömrü anlatmıyor bizlere. Hayal edilen, hedef edilen bir uzun ve sağlıklı yaşamı simgeliyor sadece. Hele hele bu çağda, etkisini yıllar sonra anlayacağımız hesapsız sinyaller içerisinde ve sınırsız streslerle yaşarken, uzun yaşamak neyimize diye sitem etmeden geçemiyor insan.

Ancak istiyoruz da. Şahsen sağlıklı olacaksam ben isterim, uzun uzun yaşamayı.

Uzun yaşamak deyince ise akla ilk gelen elbette Zaro Ağa oluyor.

Hiç duymuş muydunuz bilmiyorum ama Zaro Ağa dünyanın en uzun yaşayan birkaç insanından biri. 1777 yılında doğmuş ve 1934 yılında ölmüş. Hesaplaması bile zor. 157 yıl yaşamış. Kişisel tarihine baktığımızda Zaro Ağa 10 Osmanlı padişahı, 2 cumhurbaşkanı görmüş, 6 savaşa katılmış ve 13 kez evlenmiş.

Gençliğinde amelelik yapmış daha sonra yüzyıl kadar hamallık yapmış, son işi ise kapıcılık olmuş. Öldükten sonra cesedi incelenmek üzere Amerikalı bilim adamları tarafından istenmiş ve gönderilmiş.

Zaro Ağa o koca ömrünün son yıllarında yatağa düşmüş. 157 yıllık çınarı da prostat kanseri devirmiş. Diğer bir ilginç yanı da üç böbrekli olmasıydı.

Belki de Publius Terentius bir sözünü unutmamak gerekir ve buna bakarak çok uzun değil, yaşadığımız sürece sağlıklı yaşamayı hedeflemek daha gerçekçi ve mutlu edici bir hedef olacaktır.

Publius Terentius demişti ki:

“Senectus İpsa Morbus!”

“Old age itself is a sickness!” yani

“Yaşlılığın kendisi bir hastalıktır!”
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31