DOĞUŞ ENGİN YAZDI///

Günlük yaşamda çevremize baktığımı zda, herkese yetişmeye çalışan insanlarla sıkça karşılaşırız. Onlar, ailelerinin, arkadaşlarının ve iş arkadaşlarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyar. Yardım etmekten kaçınmaz, sorumluluk almaktan çekinmez ve çoğu zaman “önce başkaları” anlayışıyla hareket eder. Dışarıdan bakıldığında bu davranış fedakârlık, anlayış ve iyi niyet olarak değerlendirilebilir. Ancak psikolojik açıdan bakıldığında, kişinin sürekli kendisini ikinci plana atmasının altında daha derin süreçler bulunabilir.

Sağlıklı fedakârlık ile kendinden vazgeçmek aynı şey değildir. Sağlıklı ilişkilerde birey zaman zaman karşısındaki kişinin ihtiyaçlarına öncelik verebilir. Fakat bu durum sürekli hâle geldiğinde kişi, kendi duygularını, ihtiyaçlarını ve sınırlarını fark etmekte zorlanmaya başlayabilir. Bir süre sonra “Ben ne istiyorum?” sorusunun yerini “Benden ne bekleniyor?” sorusu alır. Bu değişim yavaş ilerlediği için çoğu zaman kişi bunun farkına bile varmaz.

Psikolojide bu durum; kişilerarası sınırlar, onay ihtiyacı ve öz değer algısıyla yakından ilişkilidir. Bazı bireyler çocukluk yıllarında kabul görmek, eleştirilmemek ya da sevilmeye devam edebilmek için kendi ihtiyaçlarını geri plana atmayı öğrenebilir. Bu örüntü zamanla otomatikleşir ve yetişkinlik döneminde de devam edebilir. Böylece kişi, başkalarına “hayır” demekte zorlanırken, kendisine “evet” demeyi unutabilir.

Bu davranışın kısa vadede ilişkileri sürdürmeye yardımcı olduğu düşünülebilir. Ancak uzun vadede duygusal tükenmişlik, kronik stres, bastırılmış öfke, yaşam doyumunda azalma ve kişilerarası dengesizliklere yol açabilir. Kendi ihtiyaçlarını sürekli erteleyen bireyler zamanla yalnızca fiziksel olarak değil, duygusal olarak da yorulabilir. Çünkü insan, sürekli veren ama kendisini hiç beslemeyen bir düzen içinde uzun süre psikolojik dengesini korumakta zorlanır.

Bach ve arkadaşlarının (2018) yayımladığı çalışma da, Şema Terapi modelinde yer alan kendini feda etme (self-sacrifice) şemasının bireyin kendi ihtiyaçlarını sürekli geri plana atmasıyla ilişkili olduğunu ve bu örüntünün psikolojik işlevselliği olumsuz etkileyebileceğini vurgulamaktadır. Bu nedenle kişinin kendi ihtiyaçlarını fark edebilmesi, sınır koyabilmesi ve gerektiğinde kendisini de önemseyebilmesi psikolojik iyi oluş açısından büyük önem taşımaktadır.

Unutulmamalıdır ki kendinize değer vermeniz, başkalarına daha az değer verdiğiniz anlamına gelmez. Aksine, sağlıklı ilişkiler kurabilmenin temel koşullarından biri, hem başkalarının hem de kendi ihtiyaçlarınızı gözetebilmektir. Kendinizi sürekli en sona koyduğunuzda, zamanla yalnızca ihtiyaçlarınızı değil, kim olduğunuzu da ihmal edebilirsiniz.

Son söz;

Fedakârlık, kendinizi yok saymak değildir. Gerçek psikolojik denge, başkalarına gösterdiğiniz özeni kendinize de gösterebildiğiniz noktada başlar.