DOĞUŞ ENGİN YAZDI…
Günlük yaşamda bazı insanları başarılarıyla tanırız. Çalışırlar, üretirler, hedefler belirler ve çoğu zaman çevrelerinden takdir görürler. Ancak ilginç olan şudur: Bütün bu başarıların ardından bile kendilerini yeterli hissetmeyebilirler. Bir hedef tamamlandığında kısa süreli bir rahatlama yaşar, ardından zihin yeni bir hedef belirler. Çünkü başarı artık yalnızca ulaşılmak istenen bir sonuç değil, kişinin kendisini değerli hissetmesinin bir aracı hâline gelmiştir.
Kendini sürekli kanıtlama ihtiyacı, yalnızca hırslı veya çalışkan olmakla açıklanamaz. Psikolojik açıdan kişinin öz değerini hangi temellere dayandırdığı önemlidir. Eğer birey kendisini yalnızca başarılı olduğunda, takdir edildiğinde veya başkalarından onay aldığında değerli hissediyorsa, başarısızlık ihtimali olduğundan çok daha tehdit edici algılanabilir. Böyle bir durumda kişi, yaptığı her şeyi yeniden değerlendirebilir ve kendisine sürekli daha yüksek standartlar koyabilir.
Crocker ve Park'ın 2004 yılında yayımladıkları çalışma, öz değeri dışsal ölçütlere bağlamanın psikolojik açıdan maliyetli olabileceğine dikkat çekmektedir. Araştırmacılara göre kişi öz değerini başarı, görünüş, sosyal kabul veya başkalarının değerlendirmesi gibi alanlara bağladığında, bu alanlarda yaşanan olumlu ya da olumsuz gelişmeler benlik değerini doğrudan etkileyebilir. Bu durum stres, kaygı ve tükenmişlik riskini artırabilir.
Kendini kanıtlama döngüsünde dikkat çeken başka bir nokta da başarıların kalıcı bir tatmin sağlamamasıdır. Kişi istediği sonucu elde ettiğinde zihni hemen yeni bir eksiklik bulabilir. “Daha iyisini yapmalıyım”, “Henüz yeterli değilim” veya “Bunu tekrar göstermeliyim” düşünceleri, kişinin başarısını deneyimlemek yerine sürekli bir sonraki sınava hazırlanmasına neden olabilir.
Özellikle sürekli karşılaştırma, eleştiriye aşırı duyarlılık ve dinlenirken bile suçluluk hissetme bu döngüyü güçlendirebilir. Kişi kendisini kanıtladıkça rahatlamak yerine, yeniden değerlendirilme korkusuyla daha fazla çaba göstermeye başlayabilir. Bu döngü zamanla kişinin içsel huzurunu ve yaşam doyumunu da zayıflatabilir.
Oysa sağlıklı gelişim ile sürekli kendini kanıtlama arasında önemli bir fark vardır. Kendini geliştirmek, kişinin potansiyelini gerçekleştirmesine yardımcı olabilir. Fakat kendi değerini sürekli performans üzerinden ölçmek, zamanla kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi yorabilir.
Bu nedenle kişinin kendisine şu soruyu sorması önemlidir: “Başarılı olmadığım bir günün sonunda da kendimi değerli görebiliyor muyum?”
Psikolojik iyi oluş, hiçbir zaman başarısız olmamakla değil, başarının kişinin bütün değerini belirlemesine izin vermemekle güçlenir. İnsan yalnızca ürettikleri, kazandıkları veya başardıkları değildir. Değeri, bir sonraki başarısına bağlı olmak zorunda değildir.
Son söz;
Kendinizi geliştirmek için çabalayın, ancak değerinizi her gün yeniden kanıtlamak zorunda olduğunuzu düşünmeyin. Çünkü gerçek özgüven, herkese ne kadar başarılı olduğunuzu göstermekten çok, başarılı olmadığınız anlarda da kendinizi değersiz görmemeyi öğrenmektir.