Müzik ayrımım yoktur. Müziğimin coğrafyası vardır. Farklı coğrafyalarda, ya da şöyle söyleyeyim, farklı mekanlarda, farklı müziklerden haz çıkarırım.

Öyle sıcak ve rutubetli bir yaz akşamında, tek başıma, zeytinciğin altında, buzlu bir whisky veya votka – orange içip de mezesiz demlenirken (belki bir sert sulu elma) ne dinlerim? Scorpions mesela…

Arkadaşlarla bir meyhanede, masada buzlu bir rakı, bol, ama ciddi anlamda bol mezeler varken “Dönülmez akşamın ufkuna çıkıp, her yer karanlık ve o mevki pür nurken, köyümün yağmurlarında cesedimi yıkatabilirim”… Bülent Ersoy gelir, Ferdi Tayfur gider, hele hele Müslüm Gürses “Haydar Haydar” derse, jilet ararım!

Akşamları kap karanlık, yatağa uzanırım, şimdi telefonlar müzik yüklü – yüklenebiliyor; üstelik korsan ülkemizde korsanca, bedava… Üzgünüm ama öyle… Benim telefonda bin 600 şarkı var… Klasik müzik ya da Sufi bir ney “sükuneti”, dedemin dediği gibi, “patariyalarımı” 20 gün şarj eder… Kulaklıklar kaliteliyse, tek bir “tık” kaçmaz dışarı… Beyin temizlenir… İhtiyaç var buna…

 “Kimlesiniz, nerdesiniz, ne yapıyorsunuz?”; benim müziğimin keyfini belirleyen sorucuklardır.

Otomobilde sanırım en çok müzik dinlerim ve “ne çıkarsa kara bahtıma”dır pozisyonum; seversem sesi açarım, sevmedim mi “tin tin tin” giderim…

Çoğu şarkının “sözleri” değil; “tınısı” beni etkiler… Alır ve uzaklara götürür…

Ama öyle şarkılar vardır ki; (Scorpions – Under one sun) “sabahım bir silah sesiyle darmadağın oldu, bir çığlık işittim, bir anne gördüm, oğlu için dua ediyordu, Tanrım O’nu geri getir, O’nu yaşat, ölmesine izin verme diyordu” der. Bu sözler beni alır; gökyüzünde varlığını hiç umursamadığım cenneti aratır!

Ve devam  eder:

 “Hiç kendi kendinize sordunuz mu? Gökyüzünde bir cennet var mı diye… Neden doğru anlamıyoruz, neden doğruyu bulamıyoruz? Madem ki hepimiz aynı güneş altındayız; aynı ayın ışığı altında yürüyoruz, neden “bir” olarak yaşamıyoruz?”

 “Hiç kendinize sordunuz mu? Neden kavgasız, savaşsız yapamıyoruz? Gökyüzünde cennetin olması o kadar önemli mi? İşte hepimiz aynı yıldızlara bakıyoruz… Söyleyin bana, neden hepimiz “bir” olamıyoruz?”…

Kavga edenlere, bir birini yiyenlere; içlerindeki hırs ve kötülükle; kendi kavgalarını gelecek nesillere de miras bırakanlaradır lafım…

Ve aynı “yaratık”lara son lafım da, “henüz cepli kefen yapılmadığı” hatırlatmasıdır…

Neden “bir” olamıyoruz?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31