“Yok olma” endişemiz var mı?

Kesinlikle vardır…

Nasıl mı?

Doğal asimilasyonla… Doğal asimilasyon nedir?

Doğal asimilasyon, büyük balığın, çok kısa olmayan bir süreç içerisinde, yani yavaş yavaş, sindire sindire küçük balığı yemesidir… Küçük balık bu süreçte acı çeker mi? Büyük balığın dişlerine bağlı! 
Olmadı mı bu benzetme?

Başka bir benzetme yapalım…

Benzine su karıştırılması… 10 ton benzine, bir kaç kilo su katmışsınız! Ya da ufak bir çeşmeden sızmış bu su yavaş yavaş… Benzin aynı benzindir! Çünkü 10 ton mübarek!

Doğal asimilasyonda suçlu aramak hatadır. Bu, çok doğal bir süreçtir… Göç eden toplumlarda daha çok görülür… 

Öneğin İngiltere’ye göç eden yurttaşlarımız içerisinde “asimile olmamak için direnen” çok sayıda gönüllümüz olmasına rağmen, süreç yavaş da olsa işlemektedir. İlk jenerasyon, ikinci jenerasyon, üçüncü jenerasyon derken dördüncü jenerasyon isteseniz de istemeseniz de artık “Britanyalı”dır… Tamamen hem de…

Sosyalist veya komünist ideoloji içerisinde birçok fraksiyon doğal asimilasyonu “gayet doğal” sayar… Bu bence de gayet doğaldır, kaçınılmazdır. Bu ideolojide, kişinin emeğiyle ürettiği coğrafya vatanıdır. Sınıf mücadelesi o vatanda yapılır. “Kimlik mücadelesi” gerekli değildir.

Bu bağlamda, yani bu açıdan bakarsak, “Kıbrıslı Türk Toplumu’nun varlığını korumak” gibi bir endişenin de olmaması gerekir…

Önemli olan “Kıbrıs coğrafyası üzerinde yaşayan sınıfımızdır” diyebiliriz…

Ancak, “halk” olma iddiası işte bu noktada çok önemlidir.

Kıbrıslı Türk Toplumu çok küçüktür… Eğer “self determinasyon” yani kendi kaderini tayin hakkı olan ayrı bir “halk” ise durum farklılaşır… 

İşte bu noktada çok ciddi tartışmalar yapmamız gerekir…

Toplumsak; toplumsal kimliği korumamız için bir yandan çırpınmamız gerekirken bir yandan da “çözüm” istemeliyiz… Çözüm olmaz ya da gecikirse; iki taraflı büyük balık tehlikesi yanında küçücük balığız veya iki taraftaki çok büyük benzin gölleri ortasında, bir kaç lenger suyuz! Ya o tarafta eriyeceğiz dağılacağız ya bu tarafta! Ya Kuzey ya Güney!

Eğer “halk” isek; uluslararası hukukun izin verdiği ölçülere, sınırlara, değerlere göre hareket edip mutlaka ve mutlaka çözüm bulmalıyız… 

Ayrı devlet mi? Öyle bir şansımızın olduğu inancında saplanan çok kardeşimiz var. Saygı duyuyorum ama kısa dönemde mümkün olmadığı ve çooooook çoooook uzun zaman sürecine ihtiyacımız olduğu ortadadır.

Peki, bu kadar uzun zaman süreci içerisinde, toplumsal varlığımızı ve kimliğimizi yitireceğimiz ortadayken; bu hiç umurumuzda olmamalı mıdır? Kısacası, çözüm acildir… Ve eğer tavizi gerektiriyorsa; bundan kaçınılmamalıdır.

İster “toplum” ister “halk” olalım; Kıbrıs sorununun çözümü; yok olma sürecimizi yavaşlatması hatta durdurması açısından çok önemlidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31