“Memlekette bir şeyler oluyor” demiş olsak, “ne zaman olmadı ki” lafını, lök gibi alnı şakkımıza çakmaz mısınız? .Ancak bu kez olanlar geçmişin o “sen ben” yahut ille de “baş” olmak üzerine gelişen kişisel olayları değillerdir. Ne de Ahmet Kaşif’le İrsen Küçük’ün UBP’yi pay edememelerinden doğan çekişmeleridir.

Bu kez olanlar daha örgütlü kitlesel hareketlerdir. Artı, tutun ki 1963’ler kuşağı ile şimdilerin yetişmiş genç kuşağı arasındaki görüş ayrılıklarından kaynaklanan “farklılıkların” çatışmasıdır.

Geçmişte bu iki kuşak farkındalığından kaynaklanan ve Kıbrıs siyasi sorununa endekslenen olayları Denktaş tek başına karşılardı. Karşısındaki cephe de sürekli Denktaş’ı kendi siyaset sahnelerinde tutarak sayesinde muhalefet yaparlardı.Doğrusu o dönemleri biliyoruz ya iddia ediyorum yaratılan durum vaziyetlerden Denktaş da memnundu muhalefet cephesi de… En azından sürgit tartışma ve kavgalar halkın gözleri önünde olagelirdi…

ŞİMDİ METOT DEĞİŞTİ: 2003’lerden sonra Sol muhalefet partilerinin bünyelerinde Türk-Rum ilişkilerini yeniden kurup Annan planı çerçevesinde barışçı çözümü sağlamak hedefinde yeni bir jenerasyon oluştuydu. Aslında vardılar. Ancak Rahmetlik Denktaş’ın yarattığı gündemi aşamıyorlardı. Bugün de CTP’ye yahut TDP’ye hakim olan bu jenerasyondur.

YA UBP: “Yeni kuşak” ifadesi ile işaretlediğimiz bu örgütlü sol muhalefet karşısında, Annan planı kampanyaları ile olaylarından bu yanadır “yaşlı ve hantal” yapısını tırnak kadar değiştiremedi! Üstelik eli kolu, aklı fikri olan Denktaş’ı da kaybederek.Nitekim sloganlar partisi olan CTP kendini iktidara taşıyan seçim kampanyalarında bu hantal ve yaşlı UBP’ye bakarak, “statükocular” dediydi… Doğrusu kına gibi de yakıştırdıydı, kendine de iktidar yolunu açtırttıydı!

ŞİMDİ SADEDE GELELİM: Başında dedik ki “şimdilerde geçmişten farklı olarak çok daha örgütlü bir yeni nesil hem Kıbrıs siyasi sorununa etki etmekte hem de KKTC ile TC ilişkilerini ters yüz etmek için uğraşmakta, bayağı da iyi mesafe almaktadırlar!

“Memlekette bir şeyler oluyor” derken bunun altını çizmek istemiştik.

MESELA: Geçtiğimiz günlerde Volkan gazetesi kendi bünyesinde Yönetim Kurulu değişikliği yaparken 20 Temmuz Barış Harekâtı kutlamaları nedeniyle de Beşir Atalay’a hitap eden bir açık mektup yayınlar. Kısaca TC Büyükelçiliğindeki bazı alt kademe memurların, işte o yukarıda “yeni nesil” dediğimiz sol muhalefete mensup kişi ve gazetecileri ile içli dışlı olduklarından yakınır, Kıbrıs Türk halkının davasına zarar verdiklerini savunur… (Elan da bu yayınlar devam etmektedir…)

Dolayısıyle bu kez de KKTC’nin gündemine, TC Dışişleri kademelerinde görevli iken siyasi işlevleri ile “kepçelik” yaptıkları iddiasına maruz kalan “Türkiyeli memurlar” oturmaktadır! Hem de “bir bu eksikti” dedirtircesine! Nitekim olayları izlerken karnımızdan konuşup soruyoruz. “Türkiye’nin bu “memurları” mesela bizim için resmi ideoloji haline gelmiş KKTC’nin ayrı Devlet olarak tanınması ve bu politikanın tümden halkın malı olması için mi çalışıyorlar? Yoksa zamana zemine göre değişecek politikalarda Türkiye’nin siyasi ve ekonomik çıkarlarına uygun çözümü sağlamak için şimdiden zemin oluşturmak için mi uğraşıyorlar?”

Göreceğiz! Ve her halde ileride bunun için de kafa patlatacağız! (Not: Yani hiçbir şeycikler bilmiyor değiliz de tutun ki yazılmaları için henüz kıvama gelmediler!) 

*****

RAMAZAN AYI

Bizim derdimiz değildir ama “din ile bilimi” kör gözlere parmağım dercesine zaman zaman çatıştırıp iki ayrı olgu halinde değerlendirenler doğrusu mesela Türkiye gibi yerlerde iç barışı da dinamitlemektedirler!

NİTEKİM DİN DER Kİ: “Ramazan ayında tutulan oruç sadece insan iradesine hükmetmek değildir. Açlığa alışırken aç insanların halinden anlamak, aç kalırken suyun ve türlü çeşitli gıdaların ne büyük nimetler olduklarının değerini yeniden idrak etmektir. Ayni zamanda aç kalarak mideyi dinlendirmek, vücudu toksinlerden temizlemektir de.” Yani 14 saatlık oruç için sağlık ve afiyettir denmektedir…

BİLİM NE DİYOR: Diyor ki sakın sabah kahvaltısı yapmadan evden çıkmayın. Öğün atlamayın. Hatta öğünlerinizi dörde beşe ayırın, günün periyodik saatlerine yayıp yiyin. Günde hele bu sıcaklarda iki litreyi aşkın su için. Ve özellikle vurgular: Sakın ha aç kalmayın! Açlığın ne sağlığınıza ne de afiyetinize faydası yoktur, zararı çoktur!”

Şimdi gelin Ramazan’da oruca yatan insanlara bakın, orucun ne büyük sevap olduğunun inancında açlığın fazileti üzerine verilen fetvaları dinleyin; sonra da uzmanların, bilim insanlarının “açlık felâkettir, vücudu uzun süre susuz ve aç bırakmak hastalıkları tetikler” dediklerine bakın! Allah günahımı affetsin. Din’le ilmin birbirlerine madik attıklarına tosladıkça, dinden de bilimden de şüpheye korkuyorum. Neyse. Değil mi ki şüphe ediyorum, o halde “varım” diyebiliyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31