Dün,  bugüne sarkıttığımız  “Kadınlar Günü”  ile ilgili yazımıza devam edelim.        Dün de kısaca vurguladıktı,  bugün tekrar edelim.   “Bizde ezilen kadın yoktur.”  “Hangi kadın”  sorusuna cevabımız ise  “bizim kadınlarımız”  işte. 

Demek ki  bir de  “ötekileştirdiğimiz kadınlar”  vardır. Üzerlerine  “kuma”  getirilmesini bile erkeklerin hakları olarak  gören kadınlar!  Üstelik  ne gocunup yeriniyorlar ne de  kıskançlık tepkileri gösteriyorlar.  “Kader ve kadercilik”  insan yaşamlarında gelenekselliğin bir kültür unsuru olarak  maya tuttu muydu,    böylesi tevekküller bile   “huzur”   oluverirler… 

1974’lerden sonra aramıza katılan bir başka kültürün o kadınlarından söz ediyoruz. Meşakkati de çileyi de hâlâ kamburlarında   “takdir’i ilahi olarak mı taşırlar”  artık onu da bilemiyoruz.  Ancak çoktandır gettolarından çıktıklarını,  yeni yeni evlerinin  sahipleri olduklarını,  “Kıbrıslıca”   tavırlarla Kıbrıslıca yaşamlara adapte olduklarını görebiliyoruz. 

Her ne kadar   hâlâ  “bizi sevmiyorlar”  diyerek şikâyet etmiş olsalar da gitgide içli dışlı oluyoruz onlarla.  Bir yeni jenerasyon doğuyor ki artık onlar  “TC’den gelenler değil,  KKC’li olanlardır.”       Yukarıdakileri kısaca yazmak gereğini duyduk.  Çünkü  “geleceğin Kıbrıs Türk halkının karakteristik yapısını gitgide aramıza aramıza daha çok katılan bu insanlar şekillendireceklerdir.”  
Yahut  aramıza katılan bu insanları biz şekillendireceğiz.               

VE GELELİM EZİLEN KADINA:  Bir ara çok merak ettilerdi.  İlle de  “ezilen kadınlar”  bulacaklardı.  Bulamadıklarında uydurdular!  O kadar ki  “bazı entel gevezesi kadınlar   “araştırma”  adı altında şimdilerde de yine ayni yalan yanlışları  kullanarak  yapıldığınca,     zırvaladılar!  Hatta kadının cinselliği ile cinsel hayatını dürtüp yalanlarla uyduruk hikâyeler anlatacak kadar!

Buna karşın soruyoruz:  Nerede ararsınız ezik yahut ezilmiş kadını?    Fukara evlerinde değil mi?  Biz fukara evlerinde  yetiştik.  Hem de  “patriyakal aile”  geleneklerinde.

Evet analarımız ezilirlerdi. Fakat babalarımız tarafından değil,   ev işlerinden dolayı.   Ancak  “ezildim elendim”  demezlerdi.  Ailedeki işbirliği anlayışından dolayı…   Ve ayrılıklar yaşanmaz,  ayni yastığa baş koyan karı koca olarak bir ömrü birlikte geçirirlerdi.

ŞİMDİLER FARKLIDIR TABİ:  Kadın çalışıyor,  para kazanıyor.   Erkekle ayni  eğitim olanağından yararlanıyor.  Asıl olan  “sen kadınsın hele kenara çekil  bakalım”  düşüncesi bile   artık  “düşünce”  olmuyor… 
Fakat artık geçmişteki gibi   fukaralıklardan kaynaklı   ailevi meşakkatlara katlanan  o günlerin kadınları da yok!  Kocası çocukları ile fedakârlık anlayışı üzerine kurulmuş,  aileyi  koruyup devam ettirmek kültürü gitgide zayıflıyor.    “Çalışan kadın”  tahammülsüzlüğünü  “özgürlüğü”  olarak değerlendiriyor sonuçta evlenenler kadarı ayrılıyor!

Kısaca yeni bir nesil yeni bir anlayış oluşuyor.  Ve kadın ki o meçhul,  her zamanki gibi ve hâlâ Divan Edebiyatı şiirlerinin beyitlerinden fırlamışcasına   ya “yürüyen serv’ü revandır”  yahut güldükçe yüzünde güller açan bir   “cinsi latif.”    Ve kadın öyle olmayı çok ama çok seviyor… 

Kaldı ki kadın kadar güzelinden öte var mı dünyada bir varlık?    O zaman erkek neylesin?  Güzeli sevmekten başka. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31