Lefkoşa’nın Çağlayan bölgesinden gelen bir okuyucu mektubundan bazı satırlar:
   “…Gazetenizin 5 Şubat tarihli sayısında yaptığı yayınla Çağlayan Parkı’nın yürek sızlatıcı durumuna dikkat çekildikten sonra ertesi gün belediye ekipleri seferber olarak buradaki çöp yığınlarını kaldırdılar. Görevlilerin bu işi gazetenin uyarısına fırsat vermeden yapmaları gerekmez mi? İlle de gazeteler yazacak ve görevliler de harekete geçecekler! Bu nasıl bir görev sorumluluğudur? Sadece Çağlayan Parkı olayında değil, diğer konularda da durum aynıdır. Dün akşamdan itibaren park yeniden kirletilmeye başlandı. Çünkü bu parkı arayan soran hiçbir görevli yok. Serseriler ve karanlık insanlar parkın içinde kol gezerler. Çöpler kaldırılsa bile talan edilenler, yıkılıp çalınanlar ve bozulanlar yerine konmuyor. Gazeteniz talan manzaralarının fotoğraflarını yayınladı. Aynen duruyor bu manzaralar. Sadece temizlemekle olmuyor. Bölge sakinleri olarak bu park kâbusumuz haline geldi. Zabıta kontrolü de yok, polis kontrolü de yok. Korkuyoruz.”
     *      *      *
   Yılların ihmaline uğrayan Çağlayan Çocuk Parkı, 5 yıl önce Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in jestiyle, bu kaynaktan akıtılan paralarla baştanbaşa yenilenmişti. Askerliğini Kıbrıs’ta yedek subay olarak yaptığı için Kıbrıs’a özel ilgi duyan Gökçek’in öyle bir isteği olmamıştı ama, Lefkoşa Türk Belediye Meclisi’nin kararıyla, bir vefa gösterisi olarak parkın adına bir de “Ankara” sözcüğü eklenmişti.
   Vay efendim sen misin bunu yapan!.. Bazı örgütlerimiz ayaklanmış, parkın adından “Ankara” sözcüğünün çıkarılması için çığırtkanlıklar başlatılmış, “bu park bizimdir, bizim parkımızın adı değiştirilemez” çığlıkları ortalığı çınlatmıştı.
   Peki be güzel kardeşlerim; o park sizinse neden sahip çıkmazsınız? Sahiplenme ve aidiyet duygusu böyle mi olur? İnsan “malım” dediği şeyin bu rezilliklere sürüklenmesini içine nasıl sindirir? Ahmet Kutsi Tecer’in şiirindeki gibi “içine girmesek de, içinde gezmesek de, içinde tozmasak da o park bizim parkımız” olabilir mi?..
   İşimiz gücümüz hep çığırtkanlık, hep gösteri, hep şov, hep şirretlik. Sıra iş yapmaya, sorumluluk yüklenmeye ve korumacılığa gelince çığırtkanların hiçbiri ortalıkta yok!.. Ara ki bulasın…
     *       *       *
   Bugün ben de buradan, tüm ciddiyetimle, Çağlayan parkı levhası üzerindeki “Ankara” sözcüğünün kaldırılmasını öneriyorum. Çünkü elbirliğiyle ispat ettik ki, bu park “Ankara” imajına layık değildir.
   Modern Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara, dünyanın en seçkin, en düzenli, en temiz kentlerinden biridir. Bir de böylesine saygın bir başkentin adının verildiği parkın haline bakınız!.. Yürekler acısı. Güzel ve bakımlı Ankara’yı çağrıştıran hiçbir yanı kalmadı bu mekânın.
   Sayemizde Ankara’ya layık olmayan, olamayan bu parkın levhasındaki “Ankara” sözcüğünün kaldırılması, bu yaşanan rezillikler karşısında yapabileceğimiz en erdemli iş olacaktır.
   Çağlayan Parkı faciası dolayısıyla bize yapılan yardımlara layık olmadığımız da bir kez daha kanıtlanmış oluyor. 
   Sadece Çağlayan Parkı değil, daha birçok mekânımız dış yardımlarla yenilenip restore ediliyor, yeniden yaratılıyor. Bu yerlere karşı da gereken duyarlılığı gösteremiyor, bir süre sonra oraları rezil durumlara getiriyoruz. Nasıl bir toplum olduk biz böyle? Bize yardım eli uzatıp destek verenler karşısında hiç mi mahcup olmayacağız?      

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31