Korkunç bir depremden 24 saat sonra, yönettiği kasabaya su sağlayamayan Japon belediye başkanı gibi olmanızı bekleyen yok!

“Gidin ve harakiri yapın” demiyoruz…

Ama en azından, bu ülkenin 1974 sonrası hiç bir yere gelemediğini, sadece vitrinde tozlanmış, kimsenin de almayacağı 1983 model bir eski analog fotoğraf makinesi kadar bile değeri olmadığını kabul edin.

Sağlam ya da tutar, “aha be bu çok iyi” diyebileceğimiz hiç bir şeyimiz yok!

Geçenlerde ülkede, çoğunluğu İngiliz, bazı yabancı vatandaşlarla sohbet ettim.

Devletle ilişkilerinde yaşadıkları sorunları aktardılar…

“Hava güzel, insanlarınız şahane, eskiden yollar dardı ama otomobiller ve nüfus da azdı”nın dışında bir şey söylemediler… Çevreniz pis, devlet işleriniz alakasız, bürokrasi hantal, ilaçlar parayla dediler…

İlla ki yabancıların söylemesi mi lazım? Değil elbette.

Bu ülkede sağlık sistemi yok… Sağlık can bile çekişmiyor…

Bu ülkede eğitim yerlerde cirim cirim cirilenir vaziyette! Sürünüyoruz… Sonunculuklar alıyoruz artık…

Sosyal güvenlik bitirildi.

Kişiler artık emekli olup olmayacağını tam olarak bilemiyor ki bunun adı geleceğin belirsizliğidir.

İşsizlik had safhada…

Uyuşturucu, hırsızlık, fuhuş aldı başını gidiyor.

“Hayvancılık, tarım, narenciye, zeytin, harnup” demeyeceğim!

Devlet, devletliğini gösteremediği için, yediklerimize güvenemiyoruz.

Devletin laboratuarı analiz yapsa da, “garanti torpilli” diyeceğiz… Güven sıfırlanmış durumda…

İçtiğimiz hiç belli değil!

Baz istasyonları zararlı mı değil mi; bu devletin bu konuda fikri yok!

Kimse kimseye güvenmiyor.

Kimse devlete güvenmiyor.

Kimse meclise güvenmiyor

Kimse hükümetçilik oynayanlara güvenmiyor.

Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete!

Çökme ve kokma o kadar kötü bir noktada ki, “herkes haklı olduğuna inanıyor!”

En acı nokta da bu!

Herkes haklı olabilir mi?

Evet bize öyle! Herkes haklı!

Bir acı nokta daha alın; herkes her şeyi en iyi biliyor!

Hele siyasetçiler!

Hele eski siyasetçiler!

Bu batmışlığın, bu kokuşmuşluğun sebebi olanlar; hep koltuklarında kalabilmek adına her türlü oyunu rahatlıkla oynayabiliyor. Gitmek bilen yok… Bırakın yeni nesil, yeni insanlar da bir şeyler yapsın! Yok! En iyi onlar bilir!

Topluma, devlete hizmet diye bir kavram yok. Peki ne var?

“Göreve geleceğiz, korumalarımız, şoförlerimiz, sekreterlerimiz, sevgililerimiz, önde noni noni giden eskortlarımız, arkadan gelen kuyruğumuz, ihalelerimiz ve müsteşarlarımız olacak” var!

“Türkiye’ye mutlak itaat; gelsin gitsin paralar” var…

“Biz dağıtalım. Kazanalım. Oynayalım… Hükümetmiş gibi davranalım” var…

“Biri sizi eleştiriyor mu? Saldıracaksınız” var…

Üstelik, ortada fikir falan üreten de yok!

Tam bir bitmişlik hali…

Hafta sonu, Doğan – Ocak derbisine gittim…

Genç takımda top oynayan bir çocuğa, “Leymosun’u, Ocak – Doğan derbisini bilip bilmediğini” sordum.

Yüzüme gülümsemekle yetindi…

Basın tribününde üç beş kişiydik… Galatasaray – Fenerbahçe şakalaşması dinledik…

İşin ciddiyetini belki anlar bu duruma sebep olanlar diye bunu yazdım…

“Ben ihaleme bakarım; banane Doğan – Ocak derbisinden” diyecekler eminim…

Ama bittiğimiz nokta; bu noktadır…

Sevgili Leymosunlular; piknikte buluşmak değildir aslolan… Sandığa gitmeyin bir defalığına; görürüz o zaman!  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31