Yazılarımı altına gönderilen bloglardan birinde, “öğrenilmiş çaresizlik” diye bir kavramdan bahsediliyordu. Belli bir hareket tarzıyla davranarak, her defasında yenilgiye uğrayan insan, en sonunda o hareket tarzının yanlış olduğuna inanır. Ve artık “hiçbirşey olmaz” diyerek, o hareket tarzına olan inancını yitirir. Ondan sonra o tür bir sorunla karşılaştığında, ya lâkayt kalır veya tam tersi bir tavır geliştirmeye başlar. Oysa zaman içinde koşullar değişir ve çok eskiden, (belki de şartlar olgunlaşmadan, çok erken) ortaya koyduğu o tavır; yeni koşullarda, ayni sorunun çözülmesine neden olacakken, eski hayal kırıklığının etkisi ile bir daha o tavrı denemez. Okurum bu olguyu Öğrenilmiş Çaresizlik diye tanımlamaktaydı. (Teşekkürler Mustafa)

Dün TAK’a düşen güney Kıbrıs kaynaklı haberler ve AB Kıbrıs Temsilcisi’nin açıklamalarından, Kıbrıs Sorunu ve “toplumlararası görüşmeler”de, dünya ikliminin değişmekte mi olduğu sorusu doğmaktaydı. Daha doğrusu, bu haberler bir süreden beri seslendirilen “değiştiğine dair” iddiaların gerçeklik boyutunu sorgulanır hale getirecek, boyuttadır, bana kalırsa…

Nedir değişecek olan?

Türkiye’deki seçimler, güneydeki seçimler ve 2012 yılının Temmuz ayında, Güney Kıbrıs’ın AB Dönem Başkanı olacak olması.

Türkiye’de hem iktidar, hem de muhalefetin seçim bildirilerinde, AB ile ilişkilerin güçlendirilmesi hedefi, yer almakta. Bu durumda, gerçi orada seçimi kimin kazanacağı çok açık ama, AB ilişkilerine,herkesin verdiği önem ele alındığında, bir yıl içinde dönem başkanı olacak bir yönetimle ilişkileri bu günkü düzeyde sürdürmek, AB politikalarını, bir süre daha ertelemek anlamına gelir.

Zaten, hem BM Genel Sekreteri’nin önümüzdeki ay görüşmeler için bir takvim önereceğini ileri süren iddialar ve hem de AB Temsilcisi’nin “bir çözüm olursa, başkanlığın onurunu hep beraber yaşarız” yollu sözleri, bu noktada önem kazanıyor.

Bizim kuşağın bütün hayatını işgal eden, Kıbrıs Sorunu denilen gaile, bu uzun tarihte, bize pek çok şey öğretti. Bunların başında, anlaşmaların, “hiçbir şey olmaz artık” dediğimiz momentlerde ortaya çıkması gelirse, ikincisi de Öğrenilmiş Çaresizliğimiz’dir. Hele Kıbrıslı Türkler! Kıbrıs Sorunu’nu yalnız kendimizin değil, dünyanın da başına belâ eden iki asli unsurdan biri olmakla beraber, bütün bu süreçte, ne İngiltere, ne Kıbrıslı Rumlar ve hatta ne de Türkiye, özne olmamızdan hep çekinmiştir. Halâ da ortada değişen bir durum yok görünürde… Ama, acaba? Mı diyorum…

Kapıların ardındaki masalarda, acaba bizim haberimiz olmadan bir şeyler mi pişiriliyor.

Buyrun…Tam da bu yazıyı yazarken, tv’den yükselen haberlerde, BM Genel Sekrateri Ban’ın liderlere “esneyip, win-win anlayışına gelin” çağrısı yükseliyordu. Ardından, AB de “bölünmüş bir Kıbrıs adasının, AB’nin kendi değerlerine ters düştüğü ve Avrupa liderlerinin, soruna dikkat sarfetmesi” çağrısı geldi…

Efendim… Diyorduk ki “Öğrenilmiş çaresizlik” her koşulda haklı olmayabilir… Hele koşullar değiştiğinde… Belki bu defa haklı çıkarız…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5