Çevik Kuvvet mensubu iki Rum polis, Larnaka’da bir Türk’ün yanına yaklaşarak, yüksek sesle Türkçe konuşmaktan vazgeçmesini istemiş. İçlerinden birisi “Türkler’e alerjim var” demiş…

İki ırkçı polisin çirkinliği diyerek geçelim… Olay “münferit.”

Apollon ve Galatasaray kadın voleybol takımları arasında Limasol’da oynanan maç sırasında milliyetçi holiganlar hem Türk voleybolculara hem de Kıbrıslı Türk taraftarlara musluk, klozet kapağı ve maytap yağdırmış…

Holiganlar her yerde aynı. Hepsi de çirkin ve aptal. Limasol’da olanlar genele mal edilemez. Bir Rumca gazetenin dediği gibi bu işi yapanların ortak özelliği “Rum” olmak değil; “beyinsiz” olmak… Saldırı “münferit.”

Maskeli faşistler Lefkoşa Üniversitesi’nde öğrenci konseyi seçiminin yapıldığı salonu basmış. Elektrikli tabanca ve göz yaşartıcı sprey kullanan saldırganların başında bir RMMO subayı varmış. Faşistlerin öfkesi, bir Türk öğrencinin aday olmasınaymış…

Sonuçta saldırıyı gerçekleştiren 10-15 kişilik küçük bir aptallar takımı. Teğmen de RMMO’yu bağlamıyor… İşin toplumsal bir yanı yok; olay “münferit.”

Fakat… Bu ırkçı çetecikleri besleyen bir siyasal ve sosyolojik damar hiç mi yok? Faşizm denilen şey, “münferit” olarak gelişebilir mi?

Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu, voleybol maçında ortalığı birbirine katan güruhu kollayacağım diye debelenip duruyor. Aslında Limasol’da öyle mühim bir olay yaşanmamış… Türkler her zamanki gibi abartıyorlarmış… Türkler propaganda makinesini çalıştırmış, yalan üretmeye başlamışlar…

Bu arada Sen Sinod Meclisi tarafından seçilen yeni Girne Metropoliti, taç giyme töreninde “Girne’yi kurtarmaktan” söz etmiş. Başpiskopos ise kilisenin görevini “vatanın kurtarılması” olarak açıklamış ve yeni Metropolit’i bu amaçtan şaşmaması konusunda uyarmış...

Beri yanda Meclis Başkanı Yannakis Omiru bir dizi tespitte bulunmuş ve yurttaşını uyanık olmaya çağırmış. Kimse ekonomik darboğaza aldanıp da esası gözden kaçırmamalıymış: Bu adadaki en büyük tehlike, Kıbrıs Helenizmi’nin milli ve fiziki varlığının ortadan kalkması tehlikesiymiş.

Omiru’nun bir tasası da “Kıbrıs sorununun değerini kaybetmesi” imiş… Sorunun çözülmemesi değil; değerini kaybetmesi tehlikesi!

Hiç lafı eğip bükmeye gerek yok: Güney’de faşizm giderek yükseliyor. Ama daha kötüsü, Türk düşmanlığının toplumsal düzeyde bir karşılığı var.

Kıbrıs sorununu iki toplumun ortak sorunu olarak değil de “mazlum Rumlar”ın sorunu gibi gören indirgemecilik, empati ihtimalini berhava etmiş durumda.

Hem dini hem de siyasi çevrelerce pompalanan ve her şeyi “Helen” aidiyetine yontan dil, belli ki katı ve uzlaşmaz “ortak aklın” harcına dönüşmüş…

Saldırılar “münferit” olabilir. Ama saldırganları cesaretlendiren toplumsal ve siyasal atmosfer gözden kaçırılacak gibi değil.

Sorun “münferit” olsaydı, hiçbir papaz ve politikacı, kendi meşruiyetini, bu kadar dar ve ötekileştirici bir söylemle kuramazdı.

Olaylar “münferit” ama sorun “umumi.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31