UBP Kurultayı öncesinde, sırf Eroğlu’na “kıtır” olsun diye ileri sürülen, görüşmecinin Dışişleri Bakanı olması iddiasını, taraf olmayalım diye, konuşmadık!  Mümkün, değildir! İki sebepten… Öncelikle, bizim “devlet”imizi, tanıyan olmadığından, toplumlar arası görüşmeler, BM ya da AB nezdinde, “toplum liderleri” seviyesinde yapılıyor! Sizi tanıyan biri yok ki hükümetinizi tanısın da Dışişleri Bakanınız, bugün olduğu gibi bir müsteşarlık gibi değil de gerçek bir “bakanlık” gibi çalışabilsin! Muhatabı yok yani… Dışişleri bakanının görüşmeci olması, dünyanın da bunu kabul etmesi, KKTC’nin tanınması anlamına gelir ki o çok daha uzun bir yol olup, dünyanın bugünkü koşullarında, çıkmaz ayın son Çarşambasında gerçekleşir! Yeni bir dünya savaşı çıkar, biz kazananlar, Yunanistan ve Rumlar da kaybedenler arasında yer alırsak; dünya şartları değişir. O zaman mümkündür! Fakat biz de AB’ci, onlar da! Gene de olamaz diye düşünürüm… O bakımdan, ham hayaldir…

 

“Saniyen”, bizde cumhurbaşkanı, parlamentonun seçtiği, protokol görevlerini icra eden bir temsil makamı değil ki! Oraya oturmak için, hiçbir partinin alamadığı kadar oy almak lâzım! CTP %46, Talât %54 oy almıştı… Aynen UBP %45, Eroğlu %51 oyla oturuyorlar makamlarında… Rahmetli Denktaş’ı, hiç hesaba katmayalım! “Lider” nitelemesinin sebebi de zaten bu! Temsil bakımından, en güçlü makam, başkanlıktır! Bu bakımdan, aslında “görüşmeci” olmalarının nedeni, meclisin değil; halkın verdiği yetkidir. Şimdi, kaynak karıştırmak istemem ama bizdeki anayasada, başkana verilen yetkiler, örneğin Türkiye’deki gibi değildir. Belki, Fransa’daki Yarı Başkanlık Sistemi’ne benzer. Yetkisiz değildir…

Bunu da değiştirelim… Amenna… Ben, şu anda Türkiye’de sayın Erdoğan’ın dile getirdiği Başkanlık Sistemi’ni en az on yıldır savunan birisi olarak, onların da yetkisiz cumhurbaşkanını meclisin seçtiği “düz parlamenter sisteme” geçmemizi tavsiye edeceklerine, hiç inanmam! Ama diyelim ki geçtik! Ve bu hale gelmemize neden olan, yürütme ile yasamayı bulamaç halinde karıştıran halimizi, beş beter ettik! Bunun için, yeni bir anayasa gerekir! Onun için de yeni bir referandum! Halk onaylayacak…

Böyle bir girişimin, kaç ay ya da yıla ihtiyacı olduğunu, düşünebiliyor musunuz? Meclis’ten geçer mi? Meclis’ten geçti, halktan geçer mi? Hade ondan da geçti… O gün gelene kadar, süresi bitecek olan cumhurbaşkanlığı seçimini, o koşullarda nasıl yapacaksınız? Veya, yeni anayasayı ondan önce halk oyuna sunmanız, mümkün mü? Siz bunları yapana kadar, ortaya çıkacak keşmekeşi, cumhurbaşkanı “Olağanüstü Durum” diye ilân eder de hükümeti görevden alırsa ne olur?

Ve bütün bu karmaşa, sonuçta dünyanın tanımayacağı bir bakanı, görüşmeci yapmak adına uygulamaya konulabilir mi? Konulursa, halimiz nice olur?

Bence bu kadar karışıklık yapacağımıza, kolayı sayın İrsen Küçük’ün, cumhurbaşkanı adaylığını da açıklaması idi…

“Kıtır” dememin sebebi bu…

Olmayacak duaya amin…  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31