Her anımızın olasıklıla yaşandığı bir gerçek. “Ben bu yazıyı yazabilecek miyim?”, “Gazete yayınlayabilecek mi?”, “Yarın okuyabilecek miyim?” Her anımızda, yaşayacağımız herşeyde bu ikircikli olasılık karşımızda duruyor. Yaşayabiliri ya da yaşayamayız. Hep bu iki olasılık arasındayız. Bir tek gerçek hariç! Sadece ölümün tartışılmaz imparatorluğu gerçek. Tarihsiz ama kaçınılmaz. Boyun eğdiğimiz tek gerçek. Ölümün büyük imparatorluğu!

Doğal yaşamın gerçek sonucu. Sevmesek de, inanmasak da, istemesek de kaçınılmaz olan tek olgu.

Kaderci bir yaklaşımdan çok, aslında rasyonel düşüncenin de sonucu bu satırlar. Akıl yoluyla düşünerek varılan insanevladının (-Bu ifadeyi bir alt çizme kabul ederek kullanıyorum bir süredir. “insanoğlu” ifadesinin yıllardır ortaya koyduğu cinsiyet ayrımına karşı durmak için.-) ortak yolculuğunda varılacak son nokta.

Bireysel görünümüne karşın aslında küresel bir kavram.

*

Haftaya sizi “ölüm” kavramı le başlatmamın bir alt metni var elbette. O da, bu büyük imparatorluğun bir tercih ya da yönlendirme olamayacağı gerçeği. Varılacak kaçınılmaz sonuçtur ama normal olanı, ne kendi tercihimizle zamanını öne almak ne de başkasının tercihi ile bunun gerçekleşmesi. Olması gereken hayatın kendi planında bu hedefe varacak kadar yaşam hakkına sahip olmak; doğduğumuz anda kazandığımız bir hak olarak.

Kendi ülkelerinde ömürboyu hapis cezasından ileri ceza vermeyen (ki olması gereken de budur) ülkelerin, bir tek kararla bir ülkeye ölüm saçmalarına sessiz kalınamaz. Kalınmamalı. Gaddafi’nin sütten çıkmış ak kaşık olmadığı aşikar. Ancak tek bir kararla bir ülkey esaldırı düzenlemek, o ülkedeki yaşam hakkını korumak değil buna müdahale etmektir. Son adımın ilk adımla yer değiştirmesidir. Bunu yapanların derdi, bir ülkedeki yaşam hakkının halka iadesi değildir. Afganistan’da, Irak’ta ölen milyonların yaşam hakkının verilememesi gibi!

Bunlar ölümün adaletsiz ve vicdansız piyonları, bunlar kendinden olmayanın ölmeyi hakettiğine inanan kirli düşünce sahipleri, bunlar gölgeleriyle başka gerçekleri ile başka görünen acımasızlar.

Kimi çevirip sorsak, ‘son aylarda, gelecek dünyanın yeraltı kaynaklarını elinde tutan Arap ülkelerinde olup bitenlerin, özellikle hazırlatılmış uzun bir zamanın ve kurgunun sonucu olduğunu’ söyleyecektir.

Buna şimdi isyan etmeli. Söz söylemeli. Seyredip geçmemeli. İdama karşı olmak için asılmak gerekmediği gibi!

Bu; ‘vahşi kapitalizm’ ya da benzeri sertleştirilmiş ifadelerden de öte bir nokta artık.

Bu yaşananlar kapitalizmin terörü ve ölüm saçanlar ise teröristleridir!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31