İsmet Kotak’ın ömür bırakması, haftalık yazı plânımı değiştirdi.

Dün okumuşsunuzdur, rahmetlinin benim köşe yazarlığım üstünde büyük etkisi vardı ve kendi de son zamanlara kadar bundan haberdar değildi.

Allah rahmet eylesin…

Bu kötü olayı yaşamasaydık, dün 12 Eylül darbesini ele alacaktım.

Kısmet bugüneymiş!

Türkiye’yi 12 Eylül’e götüren olaylarda, herkes bulunduğu yerden elinden gelen hatayı yaptı!

Bu bir gerçek…

Elbette o zamanlar bir gençlik örgütünün yöneticilerinden biri olarak, biz de üzerimize düşenden hali kalmadık!

Şimdi geriye bakınca yandığım, ölen arkadaşlarımızdır…

Hiçbir zaman yaşlanamadılar! Demokratik bir Türkiye kavgasında toprağa verdiğimiz, çoğunu yakından tanıdığım Kıbrıslı gençlerin yanında, zamanın İstanbul Tıp Fakültesi’nin en parlak öğrencisi Barış Yıldırım’ı da unutamam…

Yaşasaydı, kesinikle şu anda fakültenin akademisyen kadrosunda olacaktı, heyhat…

O zamanlar İstanbul Üniversitesi Merkez binası, sağcıların işgalinde idi…

Bizim fakülte kalemi de orada!

Gidip harç yatırmazsanız, sınava girmeniz imkânsız!

Ve gitmek de imkânsız…

Bu durum yüzünden, bir dönemi kaybettim…

Harç yatıramıyorum ki sınava gireyim!

Sonunda, dayanamadım…

Gözümü karartıp, merkez binaya girdim…

Tıp Fakültesi kalemine çıkıp, harcımı yatırdım; farketmediler…

Çıkıyorum ama bina ile çıkış arasında, birkaç yüz metrelik bir yol var!

Yolun ortasına geldiğimde, “arkadaşların” beni farkettiklerini anladım!

Açıktan açıktan, etrafımı sarıyorlar…

Belli ki yolumu kesecekler!

O zamanlar da “Kıbrıslı” dendi mi, o çevreler hiç sevmezlerdi! Kimliğimi gösterince, foyam meydana çıkacak!

Sonra ne olur?

Allah bilir…

Adamlar, bizim yurttan insan kaçırıp kurşunluyorlar!

Derken, bir de baktım ki karşıdan bizim sınıftan bir ülkücü geliyor!

Bildiğim kadarıyla kendisi, ülkücü bir yurdun, yöneticisi idi…

Sıradan biri değil yâni!

O da benim ne halt olduğumu, biliyor…

“Vay, Hamza!” deyip, ben bunun elini bir sıktım, bir de sarılıp adamı öptüm ki etrafımdaki çember dağıldı…

Canımı merkez binanın dışına attım…

Yıllar sonra, Ankara’da ihtisas yapıyorum, 12 Eylül dönemi de bitmiş! İstanbul’a bir ziyaretimde, arkadaşları görmek için bir hastaneye gittim… “Bizden kimler var?” diye sorunca, onun da adını söylediler… “Aman” dedim, “ göreyim o adamı!”

Geldi… Bana çay da söyledi… Ve sordu:

“O gün beni öpmek, içinden gelmiş değildi, değil mi?”

“ Yok” dedim, “ama ne halt etseydim?”

“ Biliyordum” dedi… “Ama seni harcatmak içimden gelmedi… Ben de seni mahsus öptüm, bizimkileri yanılttım…”

“Beş bin genç öldürdük el birliği ile, Türkiye ne kazandı be Hamza?” dedim…

“Ne kazanacaktı ki? İşte bu herifler kestirmeden hükümeti ele geçireceklerdi, bizi kullandılar!” dedi…

Onu bir daha görmedim… Şimdi nerdedir? Ne yapar? Bilmem…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31