Ne de güzel başlamıştı meclisteki tartışmalar.

Adı üstünde tartışma…

Birisi önerecek diğeri beğenmeyecek.

Tartışmaların sonunda ise, “OYUN” un gereği çoğunluğun kaldırdığı el azınlığın bütün sözlerini çöpe atacak.

Dün akşam onu gördüm mecliste.

Diktatörlüğe özenenleri gördüm.

Kendini demokrat sananların aslında baskıcı zihniyetle o koltuklarda oturduklarını gördüm.

Hırçın bir genç…

Kavgacı bir delikanlı.

Sorunluluğu yaşam felsefesi bilen biri…

Araştırın..

Bu tipler çocukluklarında ya aile baskısı altındaydılar, ya da hala baskı yiyorlardır.

Dolayısıyla o da hırsını karşı tarafa aynen yansıtarak almaya çalışmaktadır.

Onu gördüm mecliste.

Ne de güzel başlamıştı meclisteki tartışmalar.

Çakıcı kürsüye elinde sarı torba ile ilerlerken yüzü gülüyordu.

Bir muzırlık vardı bakışlarında.

Gözleri o torbadan tavşan değil başka bir şeylerin çıkacağını fısıldıyordu.

Arkasında oturan Bozer de biliyordu bunu, önünde oturan “başbakan” da.

Hatta “başbakan” ın yanında oturan Taçoy ve diğer UBP milletvekilleri de.

Kimse sarı torbadan çakulet çıkacak diye beklemiyordu.

Şüphelenmişlerdi.

Ya oyunları bozulursa.

“İyisi mi biz onun oyununu bozalım o bizim oyunumuzu bozmadan” diyerek  karar aldılar meclis dışında çay içerlerken.

Bozer’e de iletmiş olmalılar kararlarını…

Ki önce bir uyardı Çakıcı’yı, “konuya dön” diyerek ...

Sonra bir daha uyardı “kibarca”, ” Lütfen dönün “ diyerek.

Üçüncü uyarıdan sonra  boş koltukları doldurmaya başladı oyuncu UBP’liler.

Belli ki hareket zamanıydı.

Bir izleyici olarak ta İstanbul’dan sezmiştim oyunun yakın olduğunu.

Çakıcı da hissetmişti hareketi görünce.

Gözü bir sarı torbada, bir de ona bakan gözlerdeydi.

“Şimdi mi açsam” diyordu içinden, “torbayı”.

Derken karşıdan onu kesen gözlere takıldı gözleri.

Çakıcı gülüyor, karşıdan bakan Küçük’ün gözleri ateş püskürtüyordu…

Ateş püskürten o gözleri çarşı Pazar gezerken sevecendiler…

Oy içindi sevecenliği.

Koltuk içindi.

Köprüyü geçene kadardı o bakışlar.

Oysa ki mecliste!...

Çakıcı’nın  Gestapo sözünden sonra gözlere bir de halka selam için kalkan eller iştirak etti, sıkılmış yumruk olarak.

Ezilmişliği gördüm o masaya vuran yumrukta.

İtilmişliği.

Kendine güvesizliği ve…

Ve kendini diktatör yerine koymuşluğu .

 

 

 

Yumruklarını masaya vuruyordu Küçük, gestapo sözüne kızarak.

Gestapo ne ki?

Karşı tarafa tahammülsüzlük değil mi?

Karşıyı ezmek.

Sormadan iş yapmak.

Ve hep orada kalacağını sanmak.

Yumruğun inişi ezilmişliğin dışa vurumuydu.

Yetersizliğe sıkılmıştı yumruk .

Ve  acizliği vurguluyordu.

Onları görürken bir şey daha fark ettim Çakıcı’nn torbasından çıkan  “OYUN BİTTİ ” pankartı ile.

Her şey oyunmuş KKTC’de.

Her şey yapmacık.

Ve çaresizlik içinde debelenenler bile anlamıştı ki dışarıda yazılmış oyunda onlar birer oyuncu.

Ve anladılar…

Oyun bitti...

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31