İktidarlarla medyanın iletişimi, sadece iktidar sahibi olanın medyaya istediğini yaptırabilme yollarını kullanılması anlamı taşıyorsa, bu yaratılmış yapıda, doğru gitmeyen ve gitmeyecek olan çok şey vardır.

Demokrasinin bir gereği olarak gösterilen ifade özgürlüğü ile ilgili, bu kavrama Liberallerin sahip çıkışı ve ifade özgürlüğünün korunmasında kitle iletişim araçlarının vazgeçilmez rolü olduğunu savunması Marksizm’den bir yanıt almıştır.

Marksizm buna, söz konusu kitle iletişim araçlarının, eşitsiz toplumsal ilişkilerin, ideolojik toplum imgelerinin ve temsillerinin biçimlenmesine destek oldukları şeklinde bir karşılık verir.

Oysa Raymond Williams; çözümlemesinde, “iyi bir toplum, olgu ve kanaatlere serbestçe ulaşabilmesi ile görü ve bilincin gelişimine bağlıdır” şeklindeki tanım-değerlendirmesi, ÖZGÜR MEDYA’nın ideal tipini önermektedir. Bu ideal tipi ise dört başlık altına almamız mümkün: Otoriter, vesayetçi, ticari ve demokratik.

Medya ile ilgili tanımlayacak olursak; Otoriter’i; iktidarın talimatları ile ileti kullanmaları, Vesayetçi’yi; korumacı ve yol gösterici olma arzusuyla tek merkezli yönetilmeleri, Ticari’yi; bir kültür endüstrisi içerisinde, sadece tüketim ürünleri pazarlanır sanırken, kültürün de alınıp satılması ve yozlaştırılması, Demokratik olanı ise, iktidar sahibi dâhil, katılımcıların her birinin, ‘meydan okumaya ve eleştiriye’ tam olarak açık olduğu ve eleştirmenin ‘düşünceyi kendi içine kapatmaya engel bir olumlama” olduğuna sahip çıkmaktır şeklinde ifade edebiliriz.

Bu noktada iktidarın, ideal tipleri sığlaştırması, bilinçsiz ama bilinçli bir aporia yaratmaktır. Şöyle ki: Otoriter tipte olmadığını göstermek için; ‘sadece iktidara yer vermiyorum, herkese yer veriyorum’ demek, beraberinde ‘herkes kimdir, kim belirler’ sorgularını taşır ve iktidarla maddi iletişim olmamasını da gerektirir. Vesayetçi tipte olmadığını göstermek için; ‘kamu yararına’ diyerek bunun arkasına saklanmak, ‘kamu yararı nedir, kim belirler’ sorgularını taşır ve bunun belirleyici bir sahibi olduğu bilinciyle, bu sahip/iktidarla yakınlık içerisinde olunmamasını gerektirir. Ticari tipte olmadığını göstermek için; ‘kültür sanat programı ya da yerellikle ilgili programlar yapıyorum’ demek, ideal olarak, tümden bir kültürü yok eden popüler kültür ürünlerinden uzak durmayı gerektirir. En önemlisi ise, Demokratik tipte olduğunu göstermek için; ‘çok sesliliğe yer veriyorum, her görüşe hak tanıyorum’ demek de beraberinde önemli bir sorgu getirir. O da şudur: Halka sunulan iletilerde, her görüşe yer verilirken, medyanın gerçek görevi olan “eleştiri”ye ne kadar yer veriliyor?

Bu iletişim ilişkisi sadece medyayı bağlamaz. Beraberinde iktidar edeni de bağlar.

İktidar edenle medyanın ilişkisi, arzla talebin ilişkisinden daha kutsaldır ve korunmaya muhtaçtır. Bunu yapacak olan en güçlü yapı ise örgütlenmiş sivil toplum hareketleri ve daha da önemlisi “etik”tir.

---

Meraklısına: İktidarın, sadece; bir ülkede seçimle başa geçen hükümet ya da halkı yönetenler olarak algılanmaması gerekir. ‘İktidar’ kelimesinin bu makalede, “her alanda, iş yapabilme ve/veya yaptırabilme gücüne sahip olan” tanımıyla anlam bulması doğru olacaktır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31