Deniz buradakilerin demesine göre bir buçuk aydır geçit vermiyor.

O kadar dalgalıymış.

Arkadaşım şişme bot aldı.

Kocaman da motoru var.

Bir yıldır balığa çıkma hayalleri kuruyordu.

Geçen gördüm, “Nerde balıklar” diye sordum, yüzüme baktı.

Yok.

Deniz yol vermiyor.

Tepeden oturup denize baktım.

Uzaktan olsa ki durgun göründü gözüme.

Belki sahiller durgun, içerisi dalgalı.

İnsanların yüzdükleri yerde sandallar var…

Şamandıralara bağlanmışlar.

Hafif titrek hareketli olsalar da genelde durgundular.

Öyle dalmış yüzenlere bakarken sandalın biri kendi etrafında dönmeye başladı.

Birisi yapıyordur dedim, iyice baktım, kimse yoktu.

Sandal hareketlendi yüzünü açık denize doğru döndürdü…

Ve salındı.

Gidecek, dedim.

Durdu.

Yaptığı hareketin aynısını yaparak bu sefer yüzünü sahile döndürdü, eski yerine geldi, durdu.

Mümkün müydü zincirle bağlı ufacık bir sandalın bağımsız hareket edip açılması?

Bir anda öyle geldi…

Sanki kaçacak.

Bugün Seferihisar tepelerinde bulunan Gödence Köyü’ne gidecektim.

Bal üretimi yapılan köyde orman ürünleri ve az tarım işleri yapılıyor.

Çok önceleri ziyaret ettiğimde kooperatiflerinde oturup bir kahve içmiş, köylülerle sohbet etmiştim.

Geçen bunca yıldan sonra ne değişti merak ediyorum.

Çıkmadan haberlere baktım.

Haber ne olabilir ki bayramın ortasında?

Ya dansözler vardır ekranda ya da Eroğlu bayram mesajı veriyordur.

Nitekim öyle de oldu.

Hadise Kıbrıs’ı sallamış…

Baktım baktım, sallanan sadece Hadise’nin kalçası vardı.

Her neyse…

Televizyonu kapatıp çıkacaktım, ekranda muhtarı gördüm.

Kalavaç Muhtarı Ömer’i.

Kıbrıs kültürünü savunan muhtarımız, “Kıbrıs Türkü’nün artık hangi limana gitmesi gerektiğine karar vermesi gerekir” diyordu.

Sevindim.

Doğru söylüyordu.

İnsan ne yapması gerektiğini önce bilecek, sonra yapacak.

O anda dalga sesleri pencereden geçip masama kadar geldi…

Arada sırada, denizde oynaşırken bağrışan çocukların sesi de dalgalara karışıyordu.

Bakayım dedim.

Güneş iyi ısıtıyordu…

Ve güneşin aydınlığı gözleri kamaştırıyordu.

Dışarı çıktım.

Güneşin aydınlığını hissederken denize bir daha baktım.

Deniz karıncanın su içtiği kadar olmasa da durgundu.

Balıkçı tekneleri iskelede bağlıydılar.

Bir tanesi kendi ekseni etrafında döndü.

Yüzünü açığa vurdu.

Hareket etti.

Durdu.

Hareketi ipin uzunluğu kadarmış.

İp gerildi.

Sandal tekrar kıyıya döndü.

Geldi.

İlk yerinde tekrar durdu.

Çocuklar hem yüzüyorlar hem de bağrışıyorlardı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31