Sadece haber verme ve denetleme görevi üstlenmez medya. Bir yandan da farkındalık yaratır. Günümüzde devletlerin en endişe duyduğu noktalardan biri eskiye nazaran artan farkındalıklardır.

Bu farkındalıklar medyanın taşıdığı haberler ve eleştirilerdendir.

Ülkemizde sade vatandaş gereken farkındalığa, süzgeçten geçirmek zorunda kaldığı kitle iletişim araçlarının mesajlarıyla ulaşabilmektedir. Ancak bu süzgeci elinde tutmayanlar, medyayı doğru okumayı bilemeyenler ise, yoğun bir manipülasyonla yanıltılmaktadırlar.

Tüm bunlar özgürlüklerimizdir. Ancak özgürlük derken sadece iletişimle ilgili olmadığının altını çizmek lazım.

Boşnak yazar Mesa Selimoviç’in edebiyat dünyası için oldukça değerli bir eseri olan “Derviş ve Ölüm” romanında, Mevlevi Şeyhi olan esas kahraman özgürlüğün mutluluk üzerine inşa edilen bir kavram olduğunu anlatırken, “din, vijdan ve yaşam üçlemesinin omuzlarında yükseldiğinden” bahseder. İnsanların, bir şeyhin gözlerinden değerlendirildiği roman, önemli öğretileri de içeriyor. Romanda ayrıca, anlatılan dönemi kapsayan eleştirilere de yer verilirken; dinin algılandığı kadarıyla ibadet etme özgürlüğüne, vijdanın adil bir yaşam hakkına ve yaşamın sağlık ve eğitim özgürlüğüne denk geldiği işlenir.

Bir şeyhin gözünden, hayat ve ölüm önemli bir öğreti ile aktarılırken, roman da, bir o kadar önemli bir edebi eserdir.

Modern zamanlara baktığımızda, bu üçleme yine geçerlidir. İnsanın özgür topraklarda yaşaması, sadece bir imge değil, realizmin de bir sonucudur. Bundan dolayıdır ki, hala geçerlidir. Özgür olmak, inancını, yaşamını, dilediğince sürdürebilmek, adil yönetilmekle mümkündür elbette.

Özgürlüğün temel yapı taşları ise bugün, sadece kendi yönetimine sahip olmakla nitelendirilemez. Yoksa Darfur ve Uganda gibi örnekler hiç mi yaşanmadı?

Sağlık, eğitim, adalet ve ibadet gibi değerlerin biraradalığıdır özgürlük. Bugün bizde bu olguların ne durumda olduğuna kısaca değinelim.

Sağlık denen temel yaşam argümanımızın başında devletin ne sunduğunu da içeren bir kavram karşımıza çıkar. Son dönemde şikayetçi olamayacağımız pozitif gelişmeler yaşamaktayız. Daha dün, yepyeni bir hastahaneye sahip olduk. Peki yeterli mi? Kendi kendimize evet. Ama giderek önlenemez şekilde artan akışkan nüfusla oranladığımızda hayır. Olamayacak da.

Adalet sistemimize baktığımızda ise “tıkanıklık ve geç sonuç verme”nin bir sorun teşkil ettiğini görmemek mümkün değil. Adil olma konusunda en küçük bir şüphem yok, tıpkı bir çok insanın düşündüğü gibi. Ancak geç sonuç veren adaletten de herkes şikayetçi. Adalet mekanizmasındaki gecikmelerin farkında olunmasına rağmen, çözüm için hiç bir şey yapılamıyor. Bu konudaki temel sorunu da aynı akışkan nüfusa endekslemek mümkün, ancak çözüm değil.

Din ve vijdan hürriyeti ise bu ülkede gani. Kimsenin kimseye şikayet edecek bir baskısı ya da engeli yok. Camilerin aynı akışkan nüfus nedeniyle bazı yerlerde yetersizliğini gözlemlemek mümkün ancak ciddi bir sorun yaşanmadığı gibi bu ibadet özgürlüğüne de engel değil. Tek hatırladığım ve hiç bir zaman anlam veremediğim tek engelleme, Şeyh Nazım efendinin eski cumhurbaşkanı Denktaş tarafından yasaklanması haricinde hiç bir olay olmadı diyebiliriz..

Özgürlüğün temellerinden kabul edilen devletin sunduğu ve diğerlerine göre yüzü daha geleceğe dönük bir hedefi olan eğitim konusuna gelince. Ne olduğu ortada!
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31