Denktaş, “protokol meselesi, zorunluydum“ dedi gitti, Bülent Arınc’ın yanında durdu…

Ertesi gün açıklama yaparak, “Napayım elimde yeteri kadar yetki yoktu. Olsaydı yeni pist için en azından 20 bin ağaç sökülmeyecekti” dedi…

Söylediğinin arkasında duramadığı için özür diledi...
Özür yazısını okuyana kadar ağaçsız memleketimden 20 bin ağacın kesileceğini bilmezdim…

O biliyordu…

Yorgancıoğlu da biliyordu.

Hatta çevre bakanı..

Dışişleri, içişleri, kültür bakanı…

Bir de sağlık bakanı.

Hepsi biliyordu.

Onlar hükümettirler…

Onlar her hafta toplanıp karar alıyorlar.

Bilmeleri doğaldır.

Ama ben bilmiyordum.

Çünkü ufak ayrıntıların açıklanmasına gerek görmediler.

Beni ilgilendiren yanını öne çıkartmadılar.

“Gerek yok” dediler.

Çünkü memleketin, benim, yani bizim olduğunun bir kıymeti yok gözlerinde.

Proje üretenler, kâğıt kalemi alıp masaya geçerler.

Haritayı açarlar.

Bir de gözlük takarlar.

“Hım” derler, işe koyulurlar.

“İşte buradan, buraya” derler.

Ve yeraltı, yerüstüne bakarak, bir de kâr zarar hesabı yaparak…

Kurtarır mı kurtarmaz mı durumuna ölçerek…

Karar verirler, “tamam” derler.

Ve imza aşamasına geçerler.

Ağaç…

Zeytin olabilir…

Güzelim memleketimin simgelerinden harnıp olabilir.

Hatta üzüm…

Belki badem, belki ceviz…

Hiç fark etmez onlar için…

Ağaç onlara göre en kolay harcanacak canlıdır yeryüzünde.

Masrafı yoktur.

İki adam, iki de motorlu keser yeter.

Üstelik çıkan odunları bile paradır.

Çağırırlar oduncuları…

Satarlar.

Kâra geçerler.

Hem oduncular, hem odunla iş yapan lahmacuncular hem de kendileri…

Bilemezdim.

Siz de bilmezdiniz.

Doğamıza bakarken ağaçların ne kadar zamanda gelişeceklerini hesaplarım.

Yakılan ormanların ne zaman oksijen üretecekleri hesaplarına girerim.

O ormanlarda yaşayan hayvanların dünyasını düşünürüm.

Ve ormanların getirecekleri yağmur bulutlarına…

Denktaş özür diledi ya…

Ağaçların kesileceğini öğrenmiş oldum.

Bilmezdim bu güne kadar.

Bakanlar biliyordu oysa.

Kendi ülkelerinden servetin başkalarının keseleri dolsun diye kesileceğini bile bile o protokole imza koydular.

Ve imza koyanlar bindikleri dalların kesilmesine imza koydular.

Şimdi bir yerlere daha beton koyma zamanı.

İhale Ankara’dan, kazanan firma Ankara’dan…

İnşaatta çalışacaklar Ankara’da…

Kamyonlar Ankara’dan.

Gelecek turist de bizim kasamıza girecek öyle mi?

Gidip bakalım isterseniz.

Sahilleri betona dolduran otellerin sahipleri nereden?

Ancak giden ağaçlar ve yok olan toprak bizim…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31