PARADİGMA’YA TESLİM OLMAK

Paradigma, kısaca herhangi bir alanda yerleşik yazılı ve yazılı olmayan tüm kurallara ve uygulamalar bütününe verilen bir isimdir. Paradigma bir başka deyişle bir modelin, bir bakış açısının, kavrayış ve anlayışın adıdır. ( Dr. Çetiner.) http://www.searchqu.com/web?q=paradigma nedir&hl=tr&page=1&lr=0&src=hmp

Her tarihsel dönem, insanların zihniyetinde yazılı ve yazılı olmayan kuralları ile bir düşünce biçimi geliştirir.

İnsanlar, o düşünce doğrultusunda davranışlarına ortak bir eksen bina ederler ve o şekilde davranırlar. Sonra gün gelir, değişen koşullar, yaşamın koşullarını başkalaştırır. Paradigma ölür.

Oysa eski koşullara göre şekillenmiş insan zihninde, paradigma bir süre daha yaşamaya devam eder.

Çünkü tecrübe ile oluşturulmuştur, doğruluğundan hiç şüphe duyulmamaktadır ve ortalama insanın güvenlik ihtiyacının cevabıdır.

Ta ki yeni yaşamın gerçeği, balyoz gibi tepelerine insin.

İnsanlar, yıllar içinde oluşturdukları düşünce biçiminin “artık” yanlış olduğunu fark edince, kendilerini güvenlik içinde hissetmezler, gelecek kaygısından paniğe düşerler.

Örneğin, bizim egemen paradigmamızın ölümü, ta bankalar krizinde başladı, Annan Planı günlerinden gelişti.

Ve sanıldı ki “statüko” Denktaş ile UBP’dir.

Ne var ki sınıflı toplumda, egemen olan bir paradigmaya paralel olarak, bir de Alternatif Paradigma olmalıdırdır.

O toplum düzenine karşı olanların, kendi alt paradigmaları!

Kendi “karşıtlıkları”nın onlarda yarattığı bir düşünce ve davranışlar bütünü.

Mesele ne konuştuğunuz değil, nasıl davrandığınızdır!

Örneğin, meslektaşlarımı tenzih ederim ama her şeye karşıt ama hastanede rüşvet yiyen bir hekim, olamaz!

Olur da, muhalifliği “zerdaliden düdük” mesabesinde olur…

Söylediğinin beş kuruşluk kıymet-i harbiyesi olmaz! Çünkü aslında o da egemen paradigmanın mensubudur…

Egemen paradigmayı, orta sınıflar yaşadıkları koşullar içinde deneyip yanılma yoluyla oluştururlar.

Hayatın içinde… Oysa “alternatif” iddiasında olanlar, kendi konumlarının üstüne çıkıp, durumu kuşbakışı irdeleyip, dünya bilgi birikiminin süzgecinden geçirdiği yerel koşulları yorumlayarak, her gün yeni düşünceler, politikalar, üretemezse, bunu her gün yeniden yapamazsa, zaten “alternatif” değildir.

Çünkü “alternatif” olmak iddiasıyla, o bir yeni “tasavvur”un sözcüsü olmak zorundadır.

Bu gündelik deneyimle oluşacak bir şey değildir. Var olan, değil; var olması istenendir! Şu anda “yok”tur… “Yoktan, yonga çıkarılmalıdır” yâni…

Egemen paradigmaya uyum sağlanarak, “alternatif” olunamaz…

Alternatif, üretilir! Sadece adalet talebi, Spartaküs’ten, İran’daki Mazdek Ayaklanmalarından, Osmanlı’daki Şeyh Bedrettin İsyanı’ndan beri bilinir ama her zaman yenilmeye mahkûmdur.

Çünkü aslında, fikirsel alt yapıda, egemen olana yenilmiştir.

Bence sol cenahta, asıl şimdi konuşulması, tartışılması ve üretilmesi gereken budur…

Solda yapılması gereken, yeni politikalar, yeni bir ideoloji ve giderek yeni bir alternatif paradigma üretmektir.

Gidip bir yerlere biat etmek değil!

Okur bilmelidir ki “solcu olmak için, sol teori sahibi olmak ve bunu her gün yeniden üretmek” gerekir…

Hepsinin de dediği, “sol olmak, teori üretmek ve yeniden üretmektir”! Her gün…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31