Evin mutfağında masa…

Masada her türlü yiyecek ve de içecek…

Masa iki kişilik ama nedense beş kişi oturacakmış gibi beş sandalye konulmuş.

“ Dolduralım “der bir taraf…

Diğeri, “olur” diye yanıt verir…

Sonra tartışma başlar…

Evin büyüğü, “Sadece benim tanıdıkları çağıralım. ”

Küçük ise, “ Esas benim tarafım gelmeli, çünkü bizim taraf önceden de gelmişti, buraları iyi bilir” diye itiraz eder.

Tartışma büyürken zaman geçer, yemek soğur…

Tadı yoktur artık ne yemeğin ne içkinin…

Biri “Lanet olsun” diyerek tekmeyi basar gider…

Diğeri “Esas sana lanet olsun” der masayı devirir gider…

Şişeler kırılır gürültü kopar…

Pencereden gizlice içeriyi dinleyen büyüğün tanıdığı anahtarıyla kapıyı açıp dalar içeriye, “Düzeltirim” diyerekten…

Küçüğün yakını boş durur mu açılan kapıyı fırsat bilerek o da dalar büyüğün tanıdığının ardından paldır küldür .

Dalarken ne cam kırılabilir diye dikkat eder ne de eve zarar verebilirim diye…  

Pencere kırık, kapı kırk, gönüller kırık o saatten sonra…

Peş peşe kapıdan dalanlar birbirlerine önce bakarlar sonra çaktırmadan kaş ve gözle “Biz bu masadakileri şimdilik paylaşmak için kavgaya tutuşmayalım,bırakalım zamana” derler ve kapıdan giren büyüğün yakını, “Nasılsa ortalık durulunca yine gelirim” diyerek  pencereden kaçar .

Şimdi evin bir yanından sorumlu küçüğün yakını, afiyetle götürüyor masadakileri…

Hiç uzağa gitmeyin…

Ev hangi ev,  ev sahibi kimler, biliyorsunuz…

İşte o iki ev sahibinden birisi ki kendisini cumhurbaşkanı, karşı tarafı da toplum lideri sanıyor evine taşıdığı “yakınları” tarafından diğer taraftaki ile evi paylaşsınlar diye görüşmeci olarak “atanır”…

Büyük ise ki ortak evlerini kendi tanıdıklarına bırakmak istedi, cumhurbaşkanı sıfatı ile toplum lideri olarak gördüğü karşı tarafla, evi paylaşmak için oturup görüşüyor…

“Sen” diyor büyük küçüğe, “ elinde tuttuğun odalardan birinin yarısını bana bırak ben de  gerisini yakınınla birlikte alıp götürmene karşı çıkmayayım ”…

“Ben” diyor küçük büyüğe, “ elimde tuttuğum yerleri berbat ettim, üstelik epeyce de kalabalık olduk,  bu yüzden elimizdeki odalar bize yetmez oldu, istersen senden birazcık daha alayım ve seni tanıdığınla baş başa bırakayım…Hatta kabul edersen benim yakınlarımdan  birazını da sana yollayayım, nasılsa gitmeyecekler hiç olmazsa biraz nefes alırım”…

Komik gelebilir  bu tür konuşmalar…

Üstelik kabul edilemezler de…

Ama Hristofyas’ın dediği,  “Toprak olmadan mülkiyeti görüşmemizin manası yok”  ne anlama geliyor?…

Yoksa, “bize istediğimiz  toprağı verin, biz de Kıbrıs’ın ikiye bölünmesine onay verelim

midir ?”

Topu topu bir evleri vardı…

Evlerinde bir  mutfak…

Mutfaklarında iki kişilik tam donatılmış  masa…

“Seninki benimki” derken masaya başkaları gelip kondular…

Yetmezmiş gibi onlar talana devam ederlerken ev sahipleri hala birbirleri ile tartışıyorlar…

 

Günün Karikatürü:

1.20120224102144.jpg

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31