Geçen gün sabah haberlerinde, Güney Kıbrıs’ta Eurobarometre’nin yaptırdığı bir anketten söz ediliyordu. Ankete cevap verenlerin %60 küsuru, Başpiskopos Hrisostomos’a “güvenmedikleri”ni dile getirmiş! Bu düşünsel bir devrimi ifade ediyor…

Bilindiği gibi, Kıbrıs Kilisesi’nin özerklik kazanması, 5.yy’da adada St. Barnabas’ın mezarı ve Barnabas İncili’nin bulunması üzerine Bizans İmparatoru tarafından tanınmıştır.

Kıbrıs başpiskoposunun, imparator gibi kırmızı mürekkeple imza atması, asa taşıması ve mor renkli kaftan giyme yetkisi de o zaman verilmiştir.

Kıbrıslılar’ın, Helence konuşan  Ortodoks Hristiyanlar haline dönmeleri de bu çağda ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla, Kıbrıslı Helen kimliğinin en eski ögesi budur.

12.yy’da Aslan Yürekli Richard’ın adayı Templer Şövalyeleri’ne sattığı dönemde, şövalyelerin Lefkoşa’da Rumlar’ı Katolikliğe çevirmek üzere baskı yapmaları üzerine, halkla şövalyeler çatışmış ve söylentiye göre o zamanlar şehir içinden geçen Pedias Deresi’nde, bir hafta kan akmıştır.

Derenin Kanlıdere adını alması da bundan sonradır.

Takip eden üç yüz elli yıl, adada Latin egemenliğinin hüküm sürdüğü dönemdir. Latin’ler kendileri Katolik olduklarından, Ortodoks’lara ikinci sınıf insan muamelesi yapmışlar ve dinlerine saygı göstermemişlerdir.

Rumlar’ın 1426’daki kalkışması da yine kanla bastırılmıştır.

Ta ki Osmanlı gelene kadar…

1591’de batılı bir gezgin, Rumlar için “Bunlar Türk sarığını, Lâtin takkesine tercih ederler” demiştir.

Çünkü Osmanlı’nın asıl rakibi Habsburglar Katolik oldukları için, Osmanlı yönetimlerinin Ortodoks’lukla bir sorunu olmamıştır. Kendi “Millet Sistemi” içinde, Osmanlı adada Ortodoks Başpiskoposluğu’nu yeniden ihya eden güçtür.

Elbette sözkonusu ettiğimiz “millet”, bugün anladığımız manadaki “ulus” değildir! Bugünkü anlamla belki “cemaat” desek, daha doğru olur. Osmanlı hukukunda, hiristiyanlar “zımni” diye anılır!

Yâni “zimmetlenmiş”, emanet! 18.yy’da adayı ziyaret eden bir başka gezgin de “adanın gerçek prensi başpiskopostur” der…

Nitekim, aynı yüzyılda, saray başpiskoposa “Etnarh” yâni, “milletin başı” ünvanı verir…

Ama gene de bir hristiyan, müslümandan iki kat fazla vergi verir, ata binemez, kılıç kuşanamaz, askere gidemez, mahkemede ifadesi geçmez v.s. Tanzimat gerçi herkesi eşitlediğini ileri sürer ama artık, çok geçtir…

Kliridis, Kızılyürek ile yaptığı söyleşide, Makarios’u tanımlarken, “ O bir Etnarh’tı” lâfını birkaç defa tekrarlar. Yani, Makarios’un “cumhurbaşkanı” olması, gücünü tarihten ve geleneklerden alan “Etnarh”lığı yanında, çok da önemli olmayan bir ayrıntıdır, Rum düşünce yapısına göre… Dünkü yazımızda, “insanlar, kimliklerini oluşturan ögelerden en çok rahatsız edileni öne çıkarır ve ona sarılırlar” demiştik. Bu uzun tarihsel geçmiş dolayısıyla, Kıbrıslı Helen’lerin kimliklerinin en önemli yanı olarak dinlerini, yâni kiliseyi gördüklerini, biliyorduk. Ama dün, kimlikten bahsederken, “kimlik değişkendir” de dedik… Demek ki son kırk yıldır, biz fark etmeden, dinsel aidiyet artık rahatsız edilmediğinden, başka ögeler öne çıkmaya başladı! Başpiskopos’a güvenenler’in oranı %20’lere inerken,” güvenmiyorum”  diyebilenler %60’lara tırmandı!

İki bin yıla yaklaşan kendini “Ortodoks” diye tanımlama gerçeği, sarsılıyor…

Heraklitos’un dediği gibi, Penta Rai… Her şey değişir…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5