Meclis gündemimizde de ele alınan gökdelen  tartışması yavaş yavaş dışarı taşmaya başladı.

Cumartesi Günü DP Genel Başkanı Serdar Denktaş bununla ilgili bir eylem düzenledi.

Sanırım bu bir başlangıç ve arkası gelecek.

Zira vatanını seven, koruyan, kollayan herkesin Denktaş’ın ve “gerekirse şiroların önüne dururum” diyen CTP milletvekili Salih İzbul’un ardı sıra gideceğinden eminim.

Parayı verdikleri her yeri kendilerin sanan zihniyeti kınayıp Girne’ye dönelim.

Girne tam bir Akdeniz şehri…

Denizle dağın arasında kalmış, doğal, sade, insanın içini açan, her gözünü açtığında “Allah’a şükrettiren” bir belde.

İster dağa doğru yürü, ister deniz kenarında gez, bu mistik duygudan kurtulamıyor insan.

Bu güzelliklerin arasında yaşadığın için kendini şanslı sayıyor, yaşama daha da bağlanıyorsun.

Tek katlı evlerin yerini apartmanlar ve havuzlu tripleks villalar alsa da Akdeniz’in tüm karakteristik özelliklerini taşıyor; Santorini’nin, Naxos’un, Mykonos’un, Rodos’un, Midilli’nin…

***

Bellapais’tedir evim...

Her sabah gözümü açtığımda da ilk işim Girne’yi izlemektir…

İçim açılır, mutlanırım.

O manzara hiçbir kasvet sıkıntı bırakmaz zaten.

Dolayısıyla doğayı bozacak her eylem benim keyfimi kaçırır.

O yüzden dere yatağını doldurup, kendilerine kullanım alanı yaratanlara da, otel yapanlara da tepkimi göstermiştim.

O dönem çalmadık kapı bırakmamış, “emirname var” sözüyle bu konuyu kapatmak zorunda kalmıştım.

Lakin şu ‘emirnamenin’ de ne menem bir şey olduğunu öğrenememiştim!

Şimdi yine karşımıza çıktı emirname.

Bu sefer anladım ki çok beter bir şey.

Cahil cühela tarafından, parayı verdiği, güce sahip olduğu taktirde dünyayı bozma hakkının kendinde olduğunu sanan insanlar tarafından hazırlanan bir katletme raporu.

Gözünü para hırsı bürümüş insanlar doğayı bozmayı, doğanın dengesiyle oynamayı kendinde hak görebiliyor.

Hele bu hak iktidarı sahiplerince desteklenirse kim tutar onları!

Yıllarca kırılan kollar yen içinde kaldı bu ülkede.

Her hükümet kendi işine gelen emirnamelerle gemiyi yürüttü.

Ancak bu son olaya sessiz kalmak mümkün değil.

Kurucu Cumhurbaşkanımız Rauf Denktaş, İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bazı (!) çevre örgütleri ve  sağcısı solcusuyla bilinçli tüm halk karşı çıkıyor bu işe.

Zira bunun dönüşü yok.

Girne’ye hiçbir şey katmayacağı gibi, tüm dokuyu bozacak olan hilkat garibesi binanın çevresinde evi olanların gökdelene asla izin vermeyeceklerini düşünüyorum. (Siz gökdelenle dağ ve deniz manzarası satacaksınız, o kişilerinin mallarının değeri sıfırlanacak, ne aymazlık ama.)

O insanları göz ardı ederek bir nevi zulme neden olurken ve çocuklara miras bırakacağımız bir şehri mahvederken bunun ‘doğal bir dikine büyüme’ olarak adlandırılması gerçekten teşrihe muhtaç.

Yarın, bir gün diğer arsa sahipleri de “bende 80 daireli bina yapayım, yarısını müteahhit alsın yarısını ben. 40 daireyi 400 sterlinden kiraya verir, yedi ceddimi ihya ederim” diye düşünürse nasıl ‘hayır’ diyeceksiniz?

Emsal bina varken, bu kişilere ‘hayır’ dediğinizde onlar size sormayacak mı, daha önce izin verdiklerinizin özelliği ne diye?

Sözün özü; şehirler özeldir, şehirlerin karakteristik özellikleri vardır.

Girne ise Akdeniz karakteristiğini taşıyan nadide güzelliklerden biridir.

Kimsenin bir şehri bozmaya hakkı ve yetkisi yoktur.

Velev ki Karun olsun…

Velev ki, Sulatan Süleyman’ın angonisi olsun…

O yüzden sonuna kadara karşı çıkacağımızı söylemek isterim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31