Bir zamanlar, galiba Serdar Denktaş’ın fikriydi; Sayın Rauf Denktaş beni çağırtıp, kendi hayatını anlatan bir kitap yazmamı istediydi… Profesyonel bir öneriydi yaptığı…

“ O kadar adam yazıyor işte… Neden ben?” dediğimde, kendinin anlatacaklarını, eleştirerek kaleme almamı, o anlattığı olayla, o günlerde dünyada olanları da harman etmemi, katılmadığım görüşlerinin karşıtını da yazmamı ve kitabı “kendinden sonra” yayınlamamı söylediydi! İstersem, anlattıklarını filme de alabileceğimi ve daha sonra yalan yazdığımı iddia edeceklere karşı kullanabileceğimi de belirtmişti.

Bir gazeteci olarak, büyük bir lütuftu… Yazar olarak, bulunmaz bir nimet… Tarihçi olarak, büyük ikramiye…

O kitabı, yazmadım… İki nedenden… İlk neden, Rauf Denktaş çapında bir adamın, soracağım her soruyu resmi yanıt dışında yanıtlayacağına emin olamadım. İkincisi ise hakkında yazılan bunca şey gibi bir kitap yazmaktansa, beni asıl ilgilendiren Rauf Denktaş Portresi yazmak fikrim, ona ilginç gelmedi… Rauf bey, kimdir? Neye kızar? Neye duygulanır? Ne zaman ağlar? Ne zaman katıla katıla güler? Hangi yemeğe dayanamaz? Gençlik aşkları… Şiirleri… İnancının boyutları…

O bunu istemedi, ben onun istediğini, kitap kaldı…

O görüşme esnasında, “Kitabı sizden sonra yayınlayalım diyorsunuz ama kimin daha önce gideceğini, Allah’tan başka kim bilebilir ki?” demiştim… Sevgili Rauf Bey, bu soruma çok bozuldu! “Tabiidir ki ben sizden önce gideceğim…” dedi…

Dün akşamüzeri, cep telefonuma düşen haberlerden ve hastaneye yakın oturduğum için uğul uğul gelen ambulans sirenlerinden, paniğe kapıldım!

Haklı mı çıkıyordu? Ben Rauf Bey’in haklı çıkmalarından, usandım…

Allahtan gecenin ilerleyen saatlerinde anladık ki beyinde bir emboli söz konusu… Hiçbir beyin olayı basit değildir ama bu en hafifi… Zaman içerisinde, tedavi ile normale değilse bile, ona yakın bir duruma dönmesi, mümkün…

O büyük kalp ameliyatına gireceği günün sabahı idi… Serdar Denktaş’tan bir mail aldım… “Babam ameliyata giriyor, bize dua edin…” Serdar’a moral vereyim diye, “Bütün Kıbrıslı Türkler, baban için dua ediyorlar, rahat ol” diye bir cevap gönderdim… Sonradan anlattığına göre, gitmiş demiş ki: “Bak Nazım ne yazdı!” Rauf Bey, o meşhur yarım gülüşü ile yanıt vermiş: “İnanma ona… Yarısı belki kalkmam diye dua ediyordur…”

Kırk yıl yönetimde kalmış bir insanın, hatası da olur, sevabı da… Muhasebesini yapmak, kolay değil. Bana göre Rauf Bey, 1918’lerin koşullarında siyaset yapmak gibi bir hatayı sürdürmektedir. Ancak, Denktaş’sız bir siyaset dünyası, çok yavan olacaktır… Burada siyasetin eksenini oluşturuyor. Ya taraftarısınız veya karşıtı…

Allah iyiliğini versin… Bizi kızdırıp köpürtmeye, devam etsin…

Geçmiş olsun…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31