Kıbrıs Türk halkının içine sürüklendiği krizi yaratan hastalıklar çok iyi bilinir. Bilinen hastalıkları tedavi edici reçete nerede peki?

 Türkiye’den kontrolsüz ve sınırsız nüfus akışından tedirgindir halkımız. Bu akış, yasadışı ve suça şartlanmış unsurları da çok miktarda barındırıyor. Nüfus patlamasına ve suç saldırısına KKTC’deki olanaklar yanıt verebilmekte gittikçe yetersiz kalıyor. Kaynaklarımızı ve kurumlarımızı çökerten bir nüfus yığılması oluştu. İşsizliği de beraberinde getiren bir yığılmadır bu. İşsizlik oranı yüzde 30’un üstünde…

   Yatırımlar ve üretim, işsizlik sorununa çözüm getiren bir çizgide gelişmiyor. İthal yatırımlar, ithal işgücünü de peşi sıra getirirken, yerli işsizlerin sayısında patlamalar yaşanıyor. İşsizlik oranının ürpertici boyutlara tırmanması bu yüzden. Dış kaynaklı büyük yatırımlar, yerel sermayenin rekabet gücünü yok etti. Yatırımların, yerli sermayeye de kucak açacak bir ortaklık sistemini içermesi ve yatırımlardaki işgücü ihtiyacının yerel insan kaynaklarını da gözetmesi gerekir. Bu yapılmıyor.

   Ekonomi ve devlet bütçesi bugün çok zor bir durumdaysa, bunun nedeni üretim ve pazarlama olanaklarımızın gittikçe kısıtlanmasıdır. Kıbrıs Türk halkı balık tutmasını bilir ama, ne yapsın ki balık tutacak oltası da, denizi de elinden alınmış ve biten denizin kıyısına, çaresizlikler ve belirsizlikler içinde sürülmüştür.    

   Malı ve hizmeti üreterek pazarlama sisteminin tıkır tıkır işlediği ortamlarda Kıbrıslı Türklerin parmak ısırtan başarılara imza attıkları görmezden gelinemez. O kadar da nihilist olmayalım. Denizin bittiği yerdeysek, bu durum irademiz dışındaki gelişmelerin sonucudur.

   Devlet bütçesinin çökertici yüklerden kurtuluşu, özel sektör yatırımlarının başarısına bağlıdır.  O nedenle özel sektörü motive ederek üretken duruma getirecek olan bir yöntem, bize acilen gereken o kurtuluş formülünün ta kendisidir…

   Özel sektörün üretken bir dinamizmle ayağa kalkması işsizliğin de çaresidir. İş bekleyenlerin devlet kapısına yığılma eğilimi böylelikle aşılabilecek…

   Şimdi özelleştirme gündemde… KİT’lerin, devlet denetimindeki üretim ve hizmet alanlarının özelleştirileceğine ilişkin haberler toplumdaki tedirginliği yükseltmekte…

   Önlemlerinden yoksun bir özelleştirme operasyonu kurtuluşumuzun çaresi olamaz. Daha büyük kaoslar yaratır. Toplumsal tedirginlik işte bu yüzden.

   Kurumların Türkiyeli iş adamlarına satıldığı, onlar çalışanlarını ve işletme girdilerini Türkiye’den getirttikleri ve de Türkiye’ye ihracat konusunda etkin önlemler alınmadığı sürece bu tedirginlik büyümekte berdevam olur.      

   Pazarı olmayan bir ülkenin insanlarının üretken olmasını ve kendi göllerinde balık tutmasını beklemek abesle iştigaldir…

   70 milyon  nüfuslu Türkiye pazarının kapıları KKTC ürünlerine sonuna kadar açılmalı,  KKTC’nin önündeki gümrük ve mevzuat duvarları yıkılsın bakalım bu minik ülke kalkınmaz mı!.. Kalkınır da, kendi kendine yeterli konuma da gelir… “Kaliteli üretim KKTC’den, tüketim Anavatan”dan  ilkesi bir çıkış noktası olmalı.

   Türkiye’deki özel sektörün rekabet kaygısına kapılmasının da hiç gereği yoktur. Hep söylerim; Kıbrıslının üretiminin eti ne,  budu ne onların üretiminin yanında?!..

   Halkımızı bir sorunlar denizinin ortasında bırakan hastalıkların inandırıcı bir dille Ankara’ya anlatılması ve bu hastalıkların reçetesinin belirlenerek bir an önce uygulamaya konulması, oylarımızla siyasal sorumluluk verdiğimiz yöneticilerimizin görevidir. Ne ki, bu görevin hakkıyla yerine getirildiği konusunda hepimizin kuşkusu vardır. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31