Reklâmın, ekonominin can damarlarından biri olduğunu söylememiz mümkün. Reklâmdan hareket ederek başlayan tüketim algoritması, ekonominin her aşamasına yerleşen dinamik bir nosyon durumunda. Dolaylı olarak dünyadan ve doğrudan Türkiye’den etkilenerek durgunluk kıskacında bulunan ülkemiz ekonomisi sıkıntıda. İnşaatın sektörünün durduğu, turizm sektörünün de olumsuz etkilerinin hissedileceği olgusuna bakacak olursak, tablonun koyu gri olduğunu söylememiz mümkün. Reklâmın ekonomiyi tetiklediğine, krizden çıkışı hızlandırdığına, ekonomiyi diri tuttuğuna ve istihdam artışına katkıda bulunduğuna gönderme yaparak, hükümetin reklâmların artması çabalarına destek vermesinin olumlu sonuçlar doğuracağı kanaatine ulaşabiliriz.

Keşif zamanına da gerek yok üstelik. Yapılacak olan, reklâm verenin, reklâm giderini, yılsonunda vergiden düşmek sadece. Sistem bu temele kurulduktan sonra kendi ayakları üzerinde durduğunu neredeyse tüm Avrupa denedi, başardı. Devleti esas alan mali politika AYKO’yu, Sanayi Holding’i, Mare Monte’yi, KTHY’yi ne yaptı gördük.

Türkiye’de reklâm konusunu değer haline getiren çeşitli kurumlar var. Bunlar ölçüt belirlerken, sadece düzenleme getirmek hatta ceza vermekle de yetinmiyor, reklâm verenin, yayınlayanın ve izleyenin haklarını da savunuyorlar. Bakın bir sayalım; Reklâm Konseyi, Uluslararası Reklâmcılık Derneği (IAA), Reklâm Verenler Derneği (RVD), Reklâmcılar Derneği (RD), Türkiye Basın Reklâm Komisyonu, Televizyon Yayıncıları Derneği (TVYD), Reklâm Özdenetim Kurulu (RÖK), ve Reklâmcılık Vakfı (RV), Türkiye’de nesnesi reklâm olan örgütlenmelerden sadece bazıları. Elbette ülkemizde bu kadarına gerek yok. Ancak reklâmı konu edinmiş bir oluşum, gerek izler (/dinler /okur) kitle ve ‘kitle iletişim araçları’, gerekse reklâm verenler ve ajanslar tarafından bir kalite kontrolü ve ilerleme denetimcisi olmak ve diğer bir yandan da, reklâm yoluyla uygulanan manipülâsyonlara engel olmak için, dengeleri sağlayabilir.

Örneğin, reklâmın kitle iletişim araçlarına asılı yaşamak yerine başat bir sektör olması için, içeriği konusunda söz sahibi ve kriter sahibi olması gerektiğini söylemek mümkün.

Ülkemizdeki yayınlarda, ‘içerik etkisizliği’, ‘süre tahammülsüzlüğü’, ‘duygudaşlık dışılık gibi, izleyici odaklı sorunları, izleyicinin yarattığı düşünülemez. Reklâm kuşaklarının sürelerinin kısaltılmasının reklâmların etkisini ve fark edilirliğini önemli ölçüde artıracağına işaret etmek mümkün.

Bu sektör, başat olmak yerine, kitle iletişim araçlarına yama oldukça, yerelliğe yakın duracağına, içerik yetersizlikleri nedeniyle uzaklaşacak, yerellikten uzaklaştıkça da Türkiye kanallarının reklâmları karşısındaki yenilgisi artacaktır. En modern -bilinçaltı özümleme- budur!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31