“Tanımadığım kuruluşun bilmem kaçıncı yılını kutlama resepsiyonuna gitmem,” demişti arkadaşım.

Bense, “Gidelim ama kutlama için değil bizim gibi yurtdışında yaşayan arkadaşları görmek için.”

“Yine de gitmem” demişti.

Sözleştiğimiz diğer arkadaşlarla Taksim’de buluştuk.

Hava sonbahar havasıydı.

Hafif bir esinti vardı.

Soğuk değildi ama kısa kollu giyecek kadar da sıcak değildi.

Ceket, bizim deyişimizle sakko bir de fanella yeterdi…

Sakoyu sırtımıza attık.

Resepsiyon saat 19.00’da idi.

18.30’da Taksim’den Taksiye bindik.

Taksici,”Abi sizi turist sandım” dedi…

Biz güldük.

Sonra sordu, “Nerelisiniz?

-Kıbrıslıyız, dedik

 -Hiç gitmedim abi, dedi.

Devam etti.

-Gitmek de istemem.

-Neden? Diye sordum.

Ne işim var abi o kadar ülke varken.

İlk defa bir TC’linin Kıbrıs’a gitmem dediğine şahit olmuştum.

İçimden de acaba Kıbrıs’a ilgileri mi azaldı diye geçirdim.

Yoğun trafiğin arasından geçtik.

Dolmabahçe’den yukarıya tırmandık.

Gittiğimiz yol belki 4 bilemedin 5 kilometreydi.

Vardığımızda saat, 19.30’u az geçmişti.

Bir saatten fazla sürdü o kısacık yol.

Buradan Lefkoşa’nın trafiğine kızanlara duyurulur.

Otelin girişi sakindi.

Alt kata indik.

Kapıda Kıbrıs’ın yöresel kıyafeti ile iki kız, içinde lavanta olan küçük torbacıklardan veriyordu…

Kıbrıs’a ait olarak herhalde lavantayı uygun görmüşlerdir.

İkişer torba aldık.

İçeri girdik.

İki salon vardı iç içe.

İkisinde de insanlar, önlerindeki tabaklardan atıştırıyorlardı.

Tanıdık var mı diye ön salona baktım, kimseyi göremedim.

Herhalde içerideki salondadırlar diyerek çoğunluğu asker olanların arasından geçtim, içeriye ilerledim.

Kalabalık orada da vardı ama geçen yılki kadar değildi.

Baktım, bir Kıbrıslı yemek yemekle meşgul.

Yaklaştım.

-Napan?

-Napayım aha görmen yerik…

Birkaç arkadaş daha gördüm onun yanında…

Onlarla da ayaküstü sohbet ettim.

Birkaç fotoğraf çektim.

İlk gördüğüm Kıbrıslının yanına tekrar yaklaştım.

“Kıbrıs’a gider misin?” diye sordum.

-Yok dedi.

Bu arkadaş Kıbrıs’ın taksiminden yana olan, Türkiye’ye anavatan diyen Kıbrıslılardan.

-Neden gitmiyorsun? Diye sordum.

-Kıbrıs’ta gitmeye değer ne kaldı ki; her şeyi bozdular, dedi.

O sırada kapalı salonda yüksek sesle, yaşatacağız diye bir marş çalıyordu.

İşaret ettim, KKTC bayrağını gösterdim…

-Kıbrıs’ı başkalarına bırakmak için mi çalıştınız?

Bunun için mi KKTC’yi kurdunuz? Diye peş peşe iki soru sordum.

Yediklerini yutmadan, “Sonra görüşürüz” dedi uzaklaştı.

Salonu bir daha dolaştım.

Bir daha…

Başka tanıdık bulamadım.

Geçen sene 300 kişi katılmışsa bunun 70-80’i Kıbrıslıydı.

Bu sene 200 kişi katılmışsa aralarında ya 30 ya 40 kişi vardı Kıbrıslı olarak.

Neden acaba bu ilgisizlik?

Yoksa KKTC’ye inançları mı bitmişti?

 

DEVAMI VAR…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31