Lefkoşa Köşklüçiftlik’te, BELÇA’nın karşında ve Hasene Ilgaz Sokağı’nın girişinde bulunan Rüya Reşat Atölyesi, bugünden itibaren kapılarını sanatsal ve kültürel etkinliklere açıyor. Bugünden başlayarak 23 haziran pazara kadar her gün 18.00–20.00 saatleri arasında kapıları açık olacak olan atölyede, “Rüya’nın sanat dünyasını tanımak” adına sunumlar yapılacak. Açılışla birlikte, bugün saat 19.00’da, YDÜ Görsel İletişim Bölümü’nün resepsiyonu var. 21 haziran cuma günü yine aynı saatte Heidi Trautmann’ın Kuzey Kıbrıs’ta sanatsal yaratıcılık üzerine söyleşisi yer alacak. Tüm etkinlikler, sanatçının eserlerinin ve anılarının teşhir edildiği Rüya Reşat Atölyesi’nde gerçekleştirilecek.
   Genç yaşta yitirdiğimiz Rüya Reşat Güneyli, kültür ve sanatın merkezi Paris’te çok iyi eğitim almış yetenekli ve özgün bir sanatçımıdır. Ama yabancılar onu bizden daha iyi tanıyıp önemsemişti. O da, sınırlarımızın dışında açan ama mutlak surette bize ait olan nadide çiçeklerimizden biriydi.
   Sarı taştan, otantik stüdyosuna ne zaman uğrasam, orada sanat aşığı elit yabancıları görürdüm hep. Rüya, kısacık yaşamında, kendi özgün tarzını yaratmayı başaran usta bir ressam ve grafikçi olarak sadece birbirinden güzel ürünler vermekle kalmadı. Birikimlerinden öğrencilerini de yararlandırdı. Onun Lefkoşa’daki atölyesi, aynı zamanda bir dershaneydi. Geleceğin ressamları orada Paris’in sanat ve akademik çevrelerinden taşınan ışıltıda yetişmekteydi.
   “Çeşitli yaş grubundan 25 öğrencimin ilk sergisi açıldığında burada neler başardığımızı herkes görecek” diyordu. Ne ki, çok arzuladığı o sergiyi açmak asla kısmetinde yokmuş... Medyadan ve reklâmdan uzak durur, kendi zengin ve renkli dünyası içinde, bu dünyaya özen göstererek yaşamayı yeğlerdi. “Benim kendi dünyam derin özelimdir. Medyaya açılarak bunu anlatabilmem olanaksızdır” diyordu. Güneyli’lerin yakın aile dostu olmasaydım benim de onunla birkaç kez röportaj yapabilme şansım pek olmayacaktı.
   O kendi dünyası içinde reklâmdan uzak yaşamaya özen gösterse de, ürünlerinin ve sanatının ışıltılı cazibesine kapılan sanatseverler onu bulmakta asla zorlanmıyorlardı. Paris’ten ülkesine dönüşünden üç yıl sonra, 2009’un mayısında Fransa Büyükelçisi M. Nicolas Galey ve eşi Camelia’nın himayelerinde, Güney’deki Fransız Büyükelçiliği konutunun muhteşem bahçesinde açtığı sergiye diplomatların ve sanatseverlerin nasıl akın ettiğine yakından tanık olmuştum. Sergilerini genellikle sınırlarımız dışında açardı. “Niçin böyle?” diye sorduğumda, ondan şu yanıtı alacaktım: “Bana önerilen ve sunulan düzenlemeler nedeniyle sınırlarımızın ötesinde kendimi daha çok gösterebiliyorum. Sanatı takdir etme ve sanata para ödeme anlayışı yabancılarda çok farklı.” Rüya, 1982’de Türk Maarif Koleji’ni bitirince Fransa’da okumakta olan ablası Hülya Güneyli’nin yanına gider. Bir yıllık dil eğitiminden sonra Dekoratif Sanatlar Okulu’nun yetenek sınavını geçen genç sanatçının geleceği o andan itibaren belirlenmişti: Plastik sanatlar konusunda uzmanlaşacaktır. Birincilikle bitirdiği bu okuldan “plastik sanatlar temel eğitim” sertifikasını alır. “Grafik tasarım” konusunda uzmanlaşmak istediğinden, İstanbul’daki Mimar Sinan Üniversitesi’nin üçüncü sınıfına yatay geçiş yapar. Mezuniyetten sonra tekrar Paris Yüksek prestijli eğitim kurumu “Ecole Nationale Superieue Des Arts Decoratifs”e, jüriyle çetin bir söyleşiyi aşarak kabul edilir. Burası öylesine seçici bir eğitim kurumu ki, her yıl 2000 başvurudan sadece 78 yeteneği kabul etmekte. Rüya’yı görsel iletişim ve reklâmcılık dalında uzmanlaştıran okul işte burası ve daha sonra Sorbonne Üniversitesi… “Sanatta Estetik ve Bilim” departmanında seminerler, araştırmalar ve yoğun çalışmalar… Oradaki masterlik yöneticisi Jean Louis Ferrier’in adını anarken gözlerinde gururun ve minnetin ışıltılarını görmüştüm. Ona kol kanat geren Ferrier, sadece Fransa’nın değil, dünyanın da önde gelen sanat eleştirmenlerindendi. Sanatı profesyonel yaşam tarzı olarak seçer. Davranışları, söylemleri ve ürettikleriyle saygı uyandıran entelektüel kimliğini çok kolay ve çok güzel yansıtmaktaydı. Eğitimini bitirdikten sonra Paris’te elit bir çevrede çalışmaya ve üretmeye koyulur. Aranan bir grafik sanatçısı olmuştu. Ailesinin ısrarıyla bir ara ülkeye döner. KKTC dışişlerinde görev alır. Fakat Paris’in ışıltılı sanat atmosferi onu ısrarla çağırmaktadır. Tekrar oraya döner. Ve ülkesinin fahri elçisi gibi gönüllü sorumluluklar yüklenir. Ülkesini hem her ortamda tanıtıp savunmakta, hem de yolu Paris’e düşen resmi heyetlerimize ve bireylerimize her türlü yardımı, danışmanlığı ve rehberliği hiç karşılıksız yapmaktadır. Rüya, uluorta şeylerle değil, onların arkasındakilerle, sakladıkları gerçeklerle ilgilenmekteydi. “Bu benim bilinçaltımdır” derken, Einstein’ın şu sözünü anımsatıyordu: “Duyularımızın algıladıklarının ötesinde, olabileceği düşünülmemiş dünyalar ve oluşumlar saklı” Duyumsadıklarını tuvale aktarırken hem kendini ifade etmeye ve hem de karşısındakilerin katılımını sağlamaya çalışmaktaydı. Oturup her gün resim yapmıyordu. Tuvalin üstündeki çalışması kimi zaman hiç fırçasını değdirmeden orada haftalar boyu durabilirdi. “Bir şeyler mutlaka oluşur ve olgun bir meyve gibi düşer. Molalar önemli değil. Sanatçıysanız sizi terk etmeyen bir kaynak vardır. Müsait olduğunuzda o kaynak kendini hemen gösterir” derdi. Onun tablolarından doğa fışkırmaktadır… Doğallık onun için her şeydi. Doğadan ve doğallıktan çıkıldığında gerçekten uzaklaşacağına inanır ve derdi ki:
   “Gizem de doğadadır zaten. Doğayı dinlemeyi ve seyretmeyi bilirsek o bize her şeyi anlatır. Bizler de doğanın parçalarıyız. Doğayı ne kadar mahvedersek biz de o kadar yok olacağız.” Doğayı sadece sanatçının değil, her kişinin yaşam ve ilham kaynağı olarak görürdü. Bilimsel bir araştırmacının doğanın yok edilmesine dair şu tümcesinden çok etkilendiğine tanık olmuştum: “Nesillere ödünç bırakılan doğaya karşı, son nesil tarafından ilk kez bilimselliğin liderliğinde yıkıcı bir savaş başlatılmıştır. Gelecek, bizi lanetleyecektir.”
   2011’in 23 haziranında, henüz 48 yaşındayken, fazla uzun sürmeyen ölümcül hastalığı sonunda, tıpkı adı gibi birdenbire rüyaya dönüşen bu Kıbrıslı genç sanatçı alabildiğine derinlikli ve duyarlı bir insandı. Duruşu ve vizyonuyla karşısındakileri büyüleyip etkisi altına alır, hak ettiği itibarı ve saygıyı yaratırdı. Aramızdan ayrılışının ikinci yıldönümünde onu saygı ve sevgi ile anar, anısını yaşatmak için atölyesini kültür ve sanat yaşamımıza kazandıran Güneyli Ailesi’ne ve dostlarına takdirlerimi sunarım…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31