Sermaye bir ülkenin gizli iktidarıdır.

Kapitalist düzende bu sancılı gerçek ağrılara neden olsa da kabullenilmiş bir gerçeklik olarak vuruyor yüzümüze.

Sermaye hükümetler kurup bozabilir. Genellikle karşısında durmak çok zordur. Yine de karşısında duran sağlam sivil toplum hareketleri ile toplumsal dinamikler demokratik ülkelerde yok değil.

Zaman zaman sermayenin katsayısına göre elde edilen kazanım değişiklik gösterse de bugün dünyaya hükmeden sermayelere kafa tutan sivil toplum hareketlerinin varlığını not etmek gerekiyor.

Bizde ise durum biraz acıklı.

Sermayenin değil, kayıt dışılığın, hadi açık söyleyelim, mafyalaşmanın iktidar olduğu bir düzenimiz var.

Şimdilerde ise, bu cılız sermaye yapısı, özelleştirme üzerinden başkalaşmaya doğru gidiyor.

Muhtemelen daha da güçlenmeye.

AKŞAM Gazetesi’nin Kuzey Kıbrıs’ın özelleştirme ajandasına dair dün yayımladığı özel haberi, ibretlik bir haberdi.

Ekonomi ve Enerji Bakanı Sunat Atun ile konuşmuş gazete. Ve Sayın Bakan, Kıbrıs Türk basını yerine ana adres olarak gördüğü Türkiye basınını tercih ederek, özelleştirilecek yerlerle ilgili bilgiler vermiş.

Sanırsınız ki, Amerika Birleşik devletlerinin kalkınma planları anlatılıyor.

Küresel ekonomik kriz karşısında gazetenin tabiriyle “rakibinden” yani, Güney Kıbrıs’tan hızlı davranan Kuzey Kıbrıs, meğer bu özelleştirmelerle olası krize karşı tedbir alıyormuş.

Ancak yine de bu özelleştirmelerle ne kadar bir gelir elde edilmesinin hedeflendiğine dair tek satır yok.

Habere baktığınızda ise, elde avuçta ne varsa “ala uno ala tre” satılığa çıktığını görüyorsunuz. Haberin başlığı ise, “Türkiye’nin dev şirketleri yavru vatan için kapışacak” diyor.

Habere göre, havalimanı için TAV, Limak, Çeçen ve Çelebi gibi Türkiye’nin dev sermayeli şirketlerinin adı geçiyor.

Telekomünikasyon için ise TURKTELEKOM beklenildiği gibi sırada.

Elektrik Kurumu’nda zaten şu anda çalışan AKSA bekliyor.

ETİ gibi, özelleştirilecek diğer küçük işletmeleri zaten gazete de saymıyor.

Gazetenin saymadığı bizim ise yapılan bütün açıklamalara ve çalışmalara rağmen göz ardı ettiğimiz bir başka adres daha var, özelleştirmelerde.

Su…

Türkiye’den denizaltından borularla gelecek suyun dağıtım ve tahsilatı da özelleştirilecek. Bu konuda bazı belediyelerle bizzat Türkiye Büyükelçiliği görüşme de yaptı.

Beklenilen ise, zaten en başından Türkiye yönetiminde devam eden süreçte özel şirketlerin de yine Türkiye’den olması.

Gelecek olan suyun hacmine bakılırsa, belediyelerin zaten çok da memnun olunmayan dağıtım ve tahsilatının özele devredilerek “güvenilmeyen belediye yönetimlerinden” kurtulunacak.

Başbakan’ın bir süre önce Türkiye’den aynı yöntemle gelecek enerji için “özerkleştirme modeli uygun değildir” açıklamaları işte bu yüzden su projesini de kapsıyor.

AKŞAM Gazetesi’nin haberinde Başbakan’a atfen verilen bir başka bilgi de enteresan. Bir süre önce isim hakkını bile alamayan ve sermaye sahiplerinin de güvenini yitirerek çöken havayolu projesinin de yakında hayata geçeceğini anlatıyor Başbakan.

Buna göre 28 ortaklı %60 hisseye sahip şirket, ilk etapta Anadolu-Jet’ten uçak kiralayarak çalışacak.

Bu 28 ortağın kim olduğunu ve bu anlaşmanın detaylarını ise bilmiyoruz. Zira kısa süre önce “yeni havayolu gündemimizde yok” demişlerdi.

Burada sadece bugünü değil sonraki kuşakların da hayatını doğrudan etkileyecek, belki kaderini şekillendirecek iki temel yakıcı konu var.

Öncelikle her şeyin özelleştirilme hedefine alınması.

Kuzey Kıbrıs gibi çözümsüzlük koşullarında, çok küçük nüfuslarda özel sermaye tekeli yaratılması, burada zaten varolan bir başka ülke iktidarını başka şirketler iktidarına dönüştürmekten başka sonuç yaratmayacak.

Bu özelleştirmelerden elde edilecek gelir de bırakın krizde kullanılmayı, açıktır ki, devede kulak bile kalmayacak. Zaten böyle bir hesaplama olsa, buralardan ne kadar gelir elde edileceği ile övünecek yer bulamazdı mevcut hükümet.

Susuluyor çünkü burada danışıklı bir dövüş şeklinde peşin bir peşkeş modeli uygulanıyor.

İkinci sancılı konu ise yerel sermayenin Türkiye’nin bu dev sermayeli şirketleri karşısındaki durumudur. Bugün özelleştirmeler yerel sermayeyi de göz ardı eder şekilde, tamamen Türkiye sermayesine yönelik olarak gerçekleşiyor. Bizimkiler ise, ancak çoklu ortaklıklarla gelecek dev sermayeler karşısında yok olmamak adına çırpınıyor.

İktidar olmadıkları için de bu çırpınışların sesi çok çıkmıyor. Belki perde gerisinde mülayimce bu işi büyüklerle halledebilirler diye susuyorlar.

Sudan enerjiye kadar her değer eğer birilerine verilecekse ve buraları zaten başka birileri tarafından yönetiliyorsa, zaten yarın konuşmak için belli ki çok geç olacak.


Kaynak: Yenidüzen Gazetesi

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31