Karakuş Öz yazdı...
Kim bilir, belki arkasından “Kendine dikkat et.” diyen bir ses duydu. Belki akşam eve dönüp sevdikleriyle aynı sofraya oturmayı hayal etti. Belki cebinde sadece ekmek parasını kazanmanın telaşı vardı.
Ama eve dönemedi.
Çünkü ne olduğu bilinmeyen, adada başı boş dolaşan, ne yediği , içtiğin belirsiz bir yabancı bir sürücünün dikkatsizliği, bir ailenin ömrünü ikiye böldü.
Bugün yine “trafik kazası” denilecek.
Hayır!
Bu bir kaza değil. Bir insanın yaşam hakkının elinden alınmasıdır. Hemde bile bile…
Yaya olarak işine giden bir insanın, daha güne başlamadan toprağa verilmesini kader diye anlatamazsınız. Bu, yıllardır değişmeyen trafik anlayışının, denetimsizliğin, hız tutkusunun ve umursamazlığın sonucudur.
Hasan Düzgen’in adı birkaç gün konuşulacak. Sonra başka bir ölüm gelecek, bir başka aile ağlayacak, bir başka cenazede aynı cümleler kurulacak:
“Çok iyi insandı…”
“Yazık oldu…”
“Allah rahmet eylesin…”
Peki sonra?
Yollar yine aynı kalacak.
Sürücüler yine telefonlarına bakarak direksiyon sallayacak.
Hız sınırları yine hiçe sayılacak.
Madde bağımlıları yine direksiyonda.
Yine alkollü araç kullanılacak.
Yayalar yine kendilerini güvende hissedemeyecek.
Ve biz yine bir sonraki Hasan’ı bekleyeceğiz.
Bir toplum için en ağır utanç, insanların işe gitmekten korkmasıdır. Evinden çıkan bir insanın sağ salim geri döneceğinin garantisi yoksa, orada sadece trafik değil; vicdan da çökmüştür.
Hasan Düzgen artık aramızda değil.
Onun sustuğu yerde şimdi biz konuşmalıyız.
Çünkü sessizlik, ihmalin en büyük ortağıdır.
Hasan Düzgen’in hesabını kim verecek?
Sadece direksiyon başındaki sürücü mü?
Yoksa yıllardır önlem almayanlar, denetlemeyenler, caydırıcı cezaları uygulamayanlar ve her ölümden sonra üç gün yas tutup dördüncü gün unutan hepimiz mi?
Bir insan sabah evinden çıkıp yalnızca işine giderken ölüyorsa, bu artık bireysel bir hata değil; toplumsal bir başarısızlıktır.
Hasan Düzgen’in ardından geriye sadece gözyaşı kalmadı.
Vicdanımıza bırakılmış ağır bir soru da kaldı.
KARAKUŞ