TARİH ve İNSAN

Genel bakış açısından tarih: ilerleyen bir nesiller dizisidir.

Diğer bir deyişle, insan türünün içinde inşa edildiği, "sonsuzluğa" doğru ilerleyen bir süreçtir tarih.

Tarihin merkezinde ise, insan ırkının ya da insanlığın sonsuz ilerlemesi vardır. İnsan ırkının değeri,ancak bu ilerleme sürecinde açığa çıkacaktır.

 

İNSANLIK

Tarihsel sürece genel bakış açısının sahibi ise,,bir "dünyâ vatandaşı" ya da aslında bir "dünya izleyicisi" olan kişidir.

Bütün hakkında bir fikre sahip olduğundan, insanlık adına ilerlemenin gerçekleşip gerçekleşmediğine karar veren de odur. Onun yargıda bulunması için sahneye konan bir oyun gibidir tarih; ve bu manzaranın gerçek kahramanı da, insanlıktır.

Bu süreçte, insan türünün yetenekleri gerçekleştirilir, "en yüksek düzeye kadar" geliştirilir; gerçi mutlak anlamda en yüksek düzey diye bir şey de yoktur, ama olsun... Eskolojik anlamda nihaî bir hedef de yoktur; ama aktörler farkında olmasalar da,bu ilerlemeye rehberlik eden iki temel erek vardır;

İlki, en basit ve temel anlamıyla, kimsenin kimseyi yönetmemesi demek olan özgürlük;

İkincisi ise insan ırkının birliği koşulu olarak,uluslar arasındaki barıştır.

 

İZLEYİCİ ve AKTÖR

"Yaşam...bir şölen gibidir; kimileri yarışmak için gelir bu şölene, kimileri alıp satmak için; ama en iyi insanlar izleyici (theatai) olarak gelir; dolayısıyla köleler yaşamları boyunca ün (doxa) ya da ganimet peşindedir; filozoflarsa, hakikat" (Diogenes Laertius, Cambdrige, 1971, s.228).

Bu değerlendirmenin altında yatan verilerden ilki, yalnızca izleyicinin oyunun bütününü görebileceği bir konumda olmasıdır; aktör ise oyunun bir parçası olduğu için, kendi rölünü oynamalıdır.

Aktörün bakış açısı, tanımı gereği taraflıdır. İzleyici ise tanımı gereği tarafsızdır. Ona hiç bir rol verilmemiştir. Bu nedenle, dolaysız bir şekilde oyunun içinde yer almaktan çıkarak, oyunun dışındaki bir bakış açısına geçmek, bütün yargılar için sine qua non (olmazsa olmaz ) bir koşuldur.

İkinci olarak, aktörün ilgilendiği doxadır, ündür. Yani başkalarının kanılarıdır (doxa sözcüğü hem "ün" hem de "kanı" anlamına gelir).

Ün, başkalarının kanıları aracılığıyla edinilir. Bu nedenle, aktör için belirleyici soru, başkalarına nasıl göründüğüdür; aktör izleyicinin kanısına bel bağlar; özerk değildir; aklın doğuştan gelen sesine göre değil, kendini izleyicilerin ondan bekledikleri doğrultuda yönlendirerek hareket eder. Ölçü izleyicidir ve bu ölçü özerktir.

 

İZLEYİCİNİN KATILIMI

Kıbrıs tarihi, tarafların tüm insanlarının bütün öykülerini içeren kocaman bir kitaptan ibarettir.

1974 sonrası Kuzey Kıbrıs Türk Tarihini  yargılamanın ölçütü, bana göre ilerlemedir.

Tarihsel olayın önemi, gelecek için yeni ufuklar açmasında yatar.

Fransız Devrimi'nin önemi; gelecek nesiller için içerdiği umuttur.

Devrim, "dünyatarihsel" bir olaydır; çünkü geleceğin tohumlarını taşır.

Ve devrimi unutulmayacak bir fenomen haline getiren aktörler değil, coşkuya varan katılım isteğiyle, olaya sempatiyle bakan, övgüyle karşılayan izleyicilerdir.

 

SAĞDUYU

Son olarak: bir insanın doğal yeteneklerinin ulaşabileceği alan, ya da ölçü, ne kadar küçük olursa olsun, eğer kişi, pek çok kişiyi kısıtlar, "kendi yargısının öznel özel koşullarını" göz ardı eder, ve bu koşullara genel bir bakış açısı ile bakabilirse (bunu da ancak başkalarının bakış açısından düşünürse gerçekleştirebilir), bu o kişinin engin düşünceli bir insan olduğunun göstergesidir.

Ve beğeni, bu "ortaklaşa duyu"dur.

“Yargılama yetisi”dir.

Adına  “sağduyu” denir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31