Bana doğru gibi görünen her şeyi “çat” diye söyleyip, yanlış bulduğuma da karşı çıkmak gibi bir huyum vardır. Bu yüzden başıma gelmedik kalmadı… Ama huy, canın altındaymış…

Bizim memlekette genellikle fikirler, düşünceler v.s. gösterilen argümana dayanılarak tartışılmaz! Hoşunuza gitmeyen şeyler söyleyen insanın  huyu suyu ile ilgili, doğru yanlış, olmadık iddialar ileri sürersiniz! Böylece itibarını zedeleyip, söylediklerinin dinlenmemesini sağlamaya çalışırsınız… Usül budur… Ülkedeki sağ/sol kavramlarının, “Rumcu hainler” ile “hırsızlar” düzeyine inmesinin sebebi, budur… Kim kafa yoracak? Söver sayarsınız biter… Duyan da varsaymalıdır ki siz bir namus ve erdem abidesisiniz…

Yıllar önce, ülkemiz solunun bir mensubu olarak, o zaman uygulanan bir politika ile ilgili farklı şeyler söylemeye ve o politikayı eleştirmeye cüret ettiğim zaman, uğradığım muamele buydu! Ama aradan yirmi bir yıl geçtikten sonra, o görüşleri dile getirdiğim kitabı, mevcudu kalmadı diye ikinci baskı yapmak önerisi geldiğinde, için için güldüm… Türkçe edebiyatın merkezinin İstanbul olduğu, su götürmez bir gerçektir! Geriye kalan anlamsızdır demem ama yereldir, taşradır v.s. İstanbul’dan bir yayınevinin kitaba ilgi duyması ve bizim Khora Yayınları ile işbirliği halinde, kendi logosunu da koyarak ikinci baskıyı yapması, hiç değilse yirmi bir yıl önce söylediklerimin, suya yazılmamış olduğunu hissettirdi bana… Samana kazık çakmamışım demek…

Meraklısı bahsettiğim kitabın hangisi olduğunu, anlayacaktır: Kıbrıs’ta Ulusal Sorun… İlk kitabım… Bugünden 1991’e bakmak, okura ilginç gelecek sanırım… O zamanlar, önce bastıramamam, sonra da okutamamam için elinden geleni yapan dostlarım, umarım bu defa okumak zahmetine katlanırlar!

Kendi doğrunuz eğer herkesin paylaşmadığı bir gerçek ise bunu dile getirmeniz, kara keçi haline getirilmenize neden olabiliyor…

Son günlerde vakıflar ile ilgili yazdıklarım da galiba ayni kapıya çıkıyor. Dinsel bir müessese ile ilgili olarak, Ayet yazdık, Hadis yazdık, Fıkıh’tan yorum ekledik… Olmadı, Kanuni Sultan Süleyman Vakfiyesi’nden bölüm aktardık… Ki kendisi Halife idi de ayrıca… Siz sadece yazdıklarıma bakmayın… Bu arada yazmadıklarım da var… Örneğin Mecelle’de “ Vakfiyye ayet düzeyindedir” diye bir hüküm bulduk ki Osmanlı Medeni Kanunu olup, Abdülhamit “Han” zamanında çıkmıştır…  TC Vakıflar Kanunu’na da baktık, bizim Din İşleri Yasası ve Ahkâm-ül Evkaf’a da… Olmaz! Vakfedilme amacının dışında kullanılması, mümkün değil…

Peki, kiliseninse ne olacak? Susmalarından, midem bulandı…

Baktım… Osmanlı Hukuku yetmedi,  Lozan Andlaşması’nın 38-44. Maddeleri de buna ayrılmış! Türkiye’de Hristiyan evkafı’nın hakları, Müslüman evkafı ile aynı olmak zorunda! Yâni kilisenin ise daha da beter rezalet çıkacak demektir… AİHM’e “tak” diye davayı açıp, Lozan Andlaşması’na göre milyonlarca euro tazminatı “şak” diye alacaklar, mülkiyeti de gene kiliseye ait kalacak…

Ama dün, gazetelerde bir açıklama okudum! “Din Gör Sen” sendikası bir açıklama yapıp, bu işi desteklediğini ilân etmiş! İmamlara Bakara Suresi’nin 181. Ayetini okumayı tavsiye etmek, benim haddim mi?  

Tartışmayı kesiyorum…   Programına gelmeyecem be hoca! Bu işin suyu çıktı… Herkes doğru bildiğini söylemeye devam etsin… Din üstünden politika yapmam…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31