Satrançta en önemli taş sizce hangisidir? Şah mı? Ya da en güçlü taş hangisidir? Vezir mi?

Duruma göre belki değiştiğini düşünebilirsiniz ancak konu satranç ise aslolanın strateji olduğunu biliriz.

Satranç oyunu çoğunlukla hayata dair ip uçları içerdiğini düşünürüm. Hamleler, ilerleyen hamlelerin tahmin edilme gayreti, taş alarak güçlü pozisyona ulaşma, taş kaybederek zayıf duruma düşme, ileriye dönük vizyonsal bakış açıları yaratılması gibi, yaşamda olup biten hemen herşey, bir satranç masasında da yaşanır gibi durur.

Oyunun belli bir safhasında, taşların güç dağılımı düzeni, başka bir safhasındakinden çok daha farklı olabilir.

Hayatta da öyle.

Ancak bu, bizim çeşitli taşların güçleri hakkında genel ifadelerde bulunmamızı büsbütün engelleyebilir mi sizce? Elbette engelleyemez. Oyun sürecinde zayıflık veya güç dengeleri ne kadar değişirse değişsin, taşların önemi ve değerinde değişim olmaz.

Bu durumda değişmez kural şöyledir: Her taşı feda edebilirsin ama şahını feda ederek rakibini mat edemezsin!

Ne alacağını bilerek verebileceğin taşlarınız mutlaka vardır. Ancak bu şahınız olamaz.

Öyle bir satranç oyunu düşünün ki, taraflardan biri oyun süresince şah ve veziri sürekli olarak  birbirleriyle yer değiştirmekte ve her değiştirdiğinde yeni yeteneklerini kullanıyor olsun!

Öyle bir oyun düşünün ki, orada taraflar satranç tahtası ve satranç taşları ile dama oynamakta olsun ve kendilerine “ne oynuyorsunuz?” diye sorulduğunda, “satranç oynuyoruz” desinler!

Bu durumda ifade şöyledir: Satranç taşları ile dama hatta hş durmasalar da tavla bile oynayabilirsiniz, ancak ‘şah’ artık şah olmaktan çıkmış ve taşların önemlilik sırası tamamen değer değiştirmiştir.

 

Yukarıda konu edilen satranç oyunu ile ilgili tüm kavramları, bu ülkede yıllardır yaşadıklarımıza ve yaşamakta olduklarımıza uyarlayın.

Hiç bir inisiyatifine sahip olmadığımız planını bile yapamadığımız bir dış siyaset, Kıbrıs sorununda girilen moral bozucu durağanlık, uyumsuz ve karmaşık iç meseleler, tarihsiz ve sonu açık görüşmeler hatta görüşememeler ve daha neler neler.

Eğitim sistemindeki sil baştanlar, artan suç oranları, hukuk sisteminin neredeyse tamamen zamana kilitlenmesi, okullardaki eylemler, muhalefetin durumu, siyasi etiğin dayandığı nokta, kurulan bozulan partiler, unutulan rüşvet iddiaları, sendikacıların bakanlıklara hatta meclise yerleşmeleri, Ankara seyahatleri, aşağılanmalar, saydıkça insanın sayası gelmiyor insanın ancak saymakla da bitmiyor.

Heryer ve herşey toz duman. Dinmiyor, hava aydınlanmıyor.

Şimdi herkes ya bir kibrit yakıp kendini yakacak ya da hepbirlikte geleceği aydınlatacak.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5