Benim müzikle ilişkim, ilkokul yıllarında başlar ama fiiliyata dökülüşü, orta birde bandoda picollo çalmamdır. Rahmetli babam, ille trompet çalayım ister ve çalarsam bana bir trompet alacağına, söz verirdi. O zamanlar fırıncılar, çocuklarına nefesli enstrüman çalmayı tavsiye eder, kendilerince caz müziği de dinletirlerdi, demek… Öyle bir zamandı… Louise Armstrong’u, ben babamdan öğrendim… Nat King Cole’u da… Adam, ilk okulu bitirememiş, bir fırıncıydı! Kültür mültür diye mangalda kül bırakmazken, nereden nereye geldiğimizi bir düşünün… Herkes gider Mersin’e; biz gideriz tersine…

Babamın istediğini yapamadım, çünkü bandoda trompet-kornet kadrosu doluydu… Piccolo’dan sonra, Alto Saksafona geçtim! Biz anormal bir milletiz, onu da söyleyeyim… Önce durduk yerde kazma heriflere “hıyar” deriz! Sonra garip sebzenin bir ayıbı varmış gibi, bunu çevirir, nazikçe “salatalık” diye tesmiye ederiz… Hıyarlığımız kesintisiz olduğundan, hıyar heriflere de döner, “salatalık” diye hitap ederiz; o da “ayıp” olur…

Bir daha döner, Allahın hıyarına “badem” deriz ondan sonra… İncir de aynıdır… Durduğumuz yerde, neye benzettiğimiz, malûm… Oldu mu size “incir” demek, “ayıp”? Ona da “yemiş” der, ayıptan kurtuluruz! Oysa ayıp bizim kafamızın içimde! Saksafon da yalnız Türk dilinde, Latince’de ilk çağdan beri bilinen ve Fellatio; İngilizce’de ise Blow Job diye isimlendirilen cinsel eylemi tarif eden bir terim haline geldi geleli, millet adını anmaktan korkar. Oysa garibim, 1840’ta Adolf Sax isimli bir Belçikalı’nın, klârnet’i geliştirecem derken uydurduğu bir garip enstrüman ki ne klârnet olabildi, ne obua ne de fagot! Zaten bu Belçikalı’lar  Avrupa’nın en lüzumsuz işleri ile uğraşır! Kendi bölünüyor, Avrupa’yı birleştirecek, meselâ!

Ben saksafon çalmaktan hoşlanırım be arkandaş! Söylemekten de korkmam! Çünkü Fellatio cinsel tercihimle uyumlu değil! Hoşlanan da kabahati günahsız zurna benzeri bir alete atacağına, muradını açıkça söylemeli. Belki kısmeti de açılır… Kaldı ki günümüzde artık, cinsiyet eşitliği özgürlüğü var! Ortada bir tercih meselesi varmış der bilenler… Kabahat falan tarihte kalmış! Adıyla şanıyla söylenmesinde bir mahzur yok! Bırakın garibim enstrümanın yakasını… Siz asıl o dondurma reklâmına bakın…

Ne diyorduk? Biz alto saksofon’a başladık ama, devir de Beatles devri…  Gitar olmazsa, olur mu? Yanına bir de bas gitar ekledik… O gün bugündür, tıbbıye’deki buhran halindeki ders çalışma krizleri hariç, çalarım! Fa Anahtarı biraz sıkar ama keyfi büyük…

İki sene kadar önce, çeşitli partilerden müzisyen eskileri, bir grup kurduk bilirsiniz: Hoşgörü… Niyetimiz virtüöz olduğumuzu kanıtlamak değil; “bakın fikirler ayrı bile olsa, insanlar birbirini sevebiliyor” mesajını vermekti… Grup Hoşgörü, sürüyor…

Ne var ki gazeteciler, politikacıları kıskandı! Bizim de her tarakta bezimiz olduğu için, Rasıh Reşat beni de çağırdı, bir grup daha kurduk: Grup Off The Record…

Haberdar’dan ben ve Rasıh, TAK’tan Hüseyin Yalyalı, BRT’den İpek Pınar, ART’den Burhan Cambaz ve Eğitim Bakanlığı Basın Bürosu’ndan eski Kıbrıs çalışanı İrfan Batu… Hoşgörü, folk tarzında çalıyor bilirsiniz! Off The Record şimdilik Türkçe rock çalacak… İddiamız yok! Meslekten müzisyen değiliz… Derdimiz, sadece, “bu insanlar, bir zamanlar müzik yapmaya da çalışmışlar” demek...

Dün Büyükkonuk’ta ilk konseri verdik! Esentepe’de de bar programımız vardı… Yazı konserden önce yazıldığı için, performans hakkında şimdiden bir şey söyleyemem… Politikadan aklı karışanların, bu türden işlerle de ilgilenmelerini tavsiye ederim…

 Rahatlatıyor…   

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31