Hastalıklara ve hele salgınla bağlantılı olanlara insanların duyarlılığı sürekli olmalı. İnsanlık yaşamını etkileyen salgınlar geçici olabilir, tarihe karışabilir. Ama bu salgınlar sırasında yaşananlardan tümüyle soyutlanmamalı. Onlardan bir bellek ve bilinç oluşturmalı. Yaşam biçimine dönüştürülecek korunma önlemleri kalıcı kültür olarak ve kurumsallaştırılmış biçimde sürdürülebilmeli. Duyarlılığın elden bırakıldığı anda ölümcül tehlikenin yeniden çıkagelmesi her zaman olasıdır. 
  
Gelin görün ki, gündemi hızla değişen ve bu değişimler fırtınasında belleği zayıflayan insanların o bağlamdaki duyarlılığı tam not alacak durumda değildir. Sağlık önlemlerine karşı gevşeyen duyarlılık da hastalıkların, hatta salgınların tetiklendiği an olabiliyor.
  
Söz buraya geldiğinde, bizim toplumsal deneyimlerimizden de örnek vermek vaciptir. Yakın geçmişte önce AIDS, sonra kuş ve domuz gribi fenomenleri toplumsal duyarlılığı en üst düzeye çıkarmıştı. Hijyene ve tıbbi yaşam biçimine karşı, gerek bireysel, gerekse devletsel anlamda şaşırtıcı bir özen oluşmuştu. Gelin görün ki, geçen zaman içinde, sanki o sağlık tehditleri bir daha gündemimize hiç gelmeyecekmiş gibi, unutuldu gitti.
  
Benim özellikle dikkatimi çeken ve yadırgadığım nedir biliyor musunuz? Yakın geçmişteki domuz gribi tehlikesine karşı her tarafa yerleştirilen el temizleme düzeneklerinin şimdi ya kaldırılmış, ya da orada burada işlevsiz objeler halinde unutulmuş olması. Oysa hijyenin, el temizliğine özen göstermenin her türlü koşulda ve her zaman sağlık yönünden tartışılmaz önemi vardır. Çünkü birçok bulaşıcı hastalık el temasıyla tetiklenmektedir.
   *         *        *
  
“Seks Yalanları” ve “Trafik” gibi ses getiren filmleriyle efsaneleşen usta yönetmen Steven Soderbergh, bizim sinemalarımızda da gösterilmekte olan “Contagion” (Salgın) adlı son filminde, işte insanlığın bu duyarsız yönüne önemli göndermelerde bulunarak etkin mesajlar veriyor. Savruk yaşamı olan entelektüel bir genç Amerikalı kadının Hong Kong’tan Amerika’ya taşıdığı virüs önce kendisinin, sonra küçük oğlunun, arkasından da bütün bir halkın azraili oluyor. Yüz binlerce ölüm!.. Sodenbergh, izleyicisini ürpertici salgın öyküsünün başlangıcıyla, yani tetiklendiği o meşum anla buluşturmak için filmin son sahnesini seçti. Final jeneriklerinden önce “Birinci gün” alt yazısıyla görüyoruz ki, herkesle hemen haşır neşir olabilen o yaşam dolu kadının ölümcül virüsü kapmasının nedeni, kaldığı lüks otelin mutfak şefiyle el sıkışmasıdır. Şef az önce mutfağında bir domuz yavrusunu bolca elleyerek fırına vermiştir!.. Orada simge olarak domuz yavrusunun seçilmesi, kuşkusuz ki yakın geçmişin domuz gribi kabusuna bir gönderme yapma esprisidir.
  
Filmde, bu gibi durumlarda oluşan paniğin, salgından daha tehlikeli olduğunun altı çiziliyor ve sorumsuz medya anlayışına eleştiriler getiriliyor. İnternetin sosyal paylaşım sitelerinde gazetecilik yaptığını sanan materyalist bir tipin milyonlarca izleyicisine yaydığı ölümcül salgın haberi, anarşiye yol açar. İnsanlar sağlık merkezlerine ve aşıya ulaşabilme adına ayaklanıp ortalığı kırıp geçirir ve yağmalarken, patlama yapan izlenme oranı sayesinde, sosyal medyanın sorumsuz gazetecisinin köşe döndüğünü görürüz. Yetkililerin panik yaratmadan sorunu çözme girişimleri kitlelerin ayaklanması ve kuralları çiğneyip geçmesiyle duvara çarpar. Herkes kendi köşesine çekilip salgını savuşturabilme paranoyasına kapılınca stokçuluk eğilimi baş gösterir. Gıda ve tüketim malzemeleri satan tüm merkezler yağmalanır. Grevler, direnişler başlar. Ordu duruma sert biçimde müdahale eder. Ve tabii ki paniğin yol açtığı bu karmaşa içinde salgının ölümcül etkisi daha bir yaygınlaşır, ortalık cesetlerle dolar.
    *       *       *
  
Ölümcül bir salgın baş gösterirse neler yapılması gerektiği sorusunun yanıtlarını arayan ilginç bir filmle karşı karşıyayız. Yaşamda kalabilme içgüdüsü, uygarlığı bile yıkabilecek ve insanlık onurunu ayaklar altına alabilecek boyutlara ulaşabiliyor.
  
Bu filmi özellikle sağlık çalışanlarımızın ve toplumsal sağlık konusunda sorumluluk üstlenenlerin dikkatlice izlemesini dilerim. Benim filmi izlediğim gece kendisi de hekim olan eski sağlık bakanlarımızdan birini hekim eşiyle birlikte salonda gördüm ve çok memnun oldum.
  
Kuşkusuz ki bu film, sivil savunmayı da yakından ilgilendirir. Çünkü yaygın bir korkunun pençesine düşen insanların panikteyken yol açabilecekleri tehlikeler filmde etkin sahnelerle sunuluyor. “Salgın” filmine önem kazandıran bir diğer boyut da, çoğu Oscarlı o inanılmaz oyuncu kadrosu: Matt Damon, Marion Cotillard, Kate Winslet, Jude Law, Laurence Fishburne, Gwyneth Paltrow, Jennifer Ehle, Elliot Gould ve diğerleri.

Kaynak: Kıbrıs Gazetesi        

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31