Evrenselliğin gerçek dili sanat; sadece bizim sıkıştığımız yalıtımların değil, toplumsal tıkanmaların sonucu yaşanan açılımların da lokomotifidir. Sanat, insanın var oluşunu kanıtlayan dünyanın en ortak dili olarak, ancak buna değer veren toplumların ve toplumları yönetenlerin gücü olabilir.

Dünyanın yalıtımlarından kurtulmak, dünya ile konuşmak için en önemli kapıları sanat açar, açacaktır.

Bu nedenle sanatın her dalına ve sanatçıya bu gözle bakarak önem verilmelidir. Onu dünyalı yaparak, ülkeyi de dünyayla kucaklaştırmak gerekir. Sanat, yaratıcılığın ve hayal gücünün ifadesi olarak anlaşılır. Sanat insanlığın evrensel değeri, kültürlerin birbirlerine yakınlaşmak köprüsüdür.

Sanat, geniş anlamından Rönesans zamanında sıyrılmaya başlamış, ancak yakın zamana kadar zanaat ve sanat sözcükleri dönüşümlü olarak kullanılmaya devam etmiştir. Buna ek olarak Sanayi Devrimi sonrasında tasarım ve sanat arasında da bir ayrım doğmuş, 1950 ve 60’larda popüler kültür ve sanat arasında tartışma kaldıran bir üçüncü çizgi çekilmiştir.

1914 yılında Cezanne’dan etkilenerek yazdığı Sanat (‘Art’) isimli kitabında Bell, sanatın başat biçim (‘significant form’) olduğunu savunmuştur. Bell’e göre her biçim bu klasmana girmez, çünkü önemli olan çizgi, şekil ve renk ilişkilerinin kendi aralarındaki birleşimidir.

Bu görüş temsilin sanatsal beğeniye etki etmediğini söyler.

1938’de basılan Sanatın İlkeleri (‘The Principles of Art’) isimli kitabında Marcel Duchamp ise, sanatın “temel olarak duyguların yaratıcı ifadesi veya dışavurumu” olduğunu söylemiştir.

 Sanat herhangi bir duygunun dışavurumu değildir. Bu duygu, ifade edildiği ana kadar açıklık kazanmamış olup, ifade edilişi onun keşfedilmesine neden olacak bir duygu olmalıdır.

Morris Weitz’a göre Fry ve Bell, Tolstoy, Croce, Collingwood gibi kuramcılar, yaptıkları tanımlarda kendi kişisel sanat görüşlerini ifade etmekten öteye gidememişlerdir. Neo-Wittgenstein’cı görüşü özetlemek gerekirse, sanat açık bir kavramdır ve tanımlanamaz.

Bizim coğrafyamızda sanatçılarımızın çoğu siyasi ideolojinin arkasında kaldığından, evrensel olan bu dilin yöreselleşmesi potansiyel tehlikedir! Oysa siyaset tamamen sanattan ayrılamasa da sanat siyasete gömülmemelidir. Siyaset de sanatı ipotek etmemelidir. Sanatın ipoteği dünyalı kimliklerin de ipoteğidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31