Yazık, çok yazık. Bu köşenin yazarı olarak. Herkese ve her kuruma mesafeli ve saygılı bir duruşum var. Ama siyasetin düştüğü çamur deryası, beni sade Erçin Şahmaran olarak, bu ülkenin bir vatandaşı olarak utandırıyor. Sanki ülkenin hiçbir sorunu yok, her şey kimin hangi koltuğa oturacağına ve kimin iktidarını devam ettireceğine bağlı. Bir halkın onuru, gururu devlet adamlığının verdiği duruş, seçilmiş olmanın verdiği sorumluluk hepsi yerlerde.

Herkes birbirinin kuyusunu kazıyor. Herkes birilerini, birilerine şikâyet ediyor. Kapılar kapalı. Kapalı kapılar ardında işler çevriliyor. Kimileri ayni siyasi partinin çatısı altında bulunduğu arkadaşını satıyor. Kimisi sendika başkanını, kimisi karşıt görüşte olan gazeteciyi, kimisi komşusunun çocuğunu herkes birilerini satmakla, ispiyonlamakla meşgul. Bireysel çıkar kavgası her türlü saygıyı alıp götürmüş. Bir siyasi görüşü savunarak insanların karşısına çıkan, onay alan seçilmişler bir mevki için kendilerine güvenen insanları arkadan vurabiliyor. Bu ülkede “Dilin kemiği yok” söylemi gerçek anlamda yaşanıyor. Çünkü herkes söylediğini, yazdığını unutuyor. Her zaman söylemişimdir. Bu ülkede siyasetten daha önemli konular ve sorunlar var. Bırakın ekonomiyi, bırakın siyasi boşluğu, bırakın iktidar-toplum kopukluğunu, bırakın adaletsiz gelir ve vergi dağılımını, bırakın günlük yaşantımızın parçası haline gelmiş adli olayları, toplumsal bir erozyon yaşanıyor. Aslında yaşamakta olduğumuz mevcut durum, az gelişmiş ülkelerde görünen özellikleri taşıyor. Siyasal ortam istikrarsız, aşırı bürokrasiye boğulmuş ekonomik ve sosyal düzen. Yarım yamalak ve aksak işleyen kamu yönetim mekanizması.

Siyasette ve halkta bir dik duruş, kendi olma yeteneği, ülke yönetmenin ağır yükü kimsenin omuzlarında yok. Kimsenin elini taşın altına koyma niyeti de yok. Sil baştan bir uyanış lazım. Artık pembe düşlerle süslenmiş harikalar diyarından, nasıl olsa birileri açığımı kapatır düşüncesinden uyanma zamanı. Hatırlayınız “Arap Baharı” diye isimlendirilen Arap ülkelerinde yaşanan gelişmeleri. Sebepler ne idi? Halklar kendi kararlarını, kendileri vermek istiyorlardı. Özgürlük, demokrasi, yenilik, değişim, gecikmiş reformlar ve yolsuzluklarla mücadele istiyorlardı. Lütfen yanlış anlaşılmasın kimseyi hiç bir şeye teşvik ettiğim yok. Ama yaşanan onca tutarsızlık, istikrarsızlık, kişiliksizlik, belirsizlik bu halkı artık bir şeyleri düşünmek için tetiklemeli. Ki bugüne kadar yaşananlar, zorunlu tüketim diyebileceğimiz ihtiyaçlara ardı ardına yapılan zamlar, başka yerlere şirin görünmek için hiç edilen etik değerler içinde bulunduğumuz bu yapının devamının mümkün olmadığını açıkça gösteriyor.

Beklenen onurlu bir duruş, plan, proje üretmek ve kendince bir şeyler yapabilmektir. Örneğin Sayın Başbakanın, Türkiye ziyaretinde gündeme gelen Lefkoşa-Surlariçi bölgesinin yeniden yapılandırılması konusu. Türkiye Başbakanı Sayın Erdoğan’ın bu konuya da “El atacak” . Bu durumu Sayın Erdoğan’a bizzat Sayın Başbakanımız hatırlatmış. Yani KKTC devleti, hükümeti bir Surlariçi’ni restore edemiyor. Bunu yapamayan bir devlet nasıl başka ülkelerden saygı görmeyi bekleyecek? Nasıl 1 Temmuzdan sonra tüm dünyaya ayrı, bağımsız bir devlet olarak tanınma talebinde bulunacak? Bir devlet önce kendi içinde tanınacak, kendi içinde inanılır, güvenilir olacak.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31