Meclisteki üç muhalefet partisinin kurduğu seçim hükümeti, dün cumhurbaşkanına sunuldu ve onaylandı. Yeni hükümetimiz, şu isimlerden oluşuyor: Başbakan Sibel Siber, Dışişleri Bakanı Kutlay Erk, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Aziz Gürpınar, İçişleri ve Yerel Yönetimler Bakanı Gülsün Yücel, Maliye Bakanı Zeren Mungan, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı İsmail Başarır, Sağlık Bakanı Nuri Gökşin, Ekonomi ve Enerji Bakanı Atay Ahmet Raşit, Turizm, Çevre ve Kültür Bakanı Mehmet Harmancı, Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanı Asım İdris, Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanı Sami Dayıoğlu! Hayırlı olsun…

Bizim sistemimizde güven oylaması kurumu olmadığı için, yirmi altı oyla düşürülemediği sürece, artık bu hükümet, ülkenin yasal yöneticisidir. Zaten erken seçim tarihi de belirlenmiş olduğu için, bu aradaki süreçte, öyle bir gelişme olması da düşünülemez!

Geçen gün de zikretmiştim, bazı ülkelerin anayasalarında, seçime giderken, hükümette, seçim sonuçlarını etkileyebilecek pozisyonda olan bakanların değiştirilmesi ve muhalefetin de kabul edebileceği bakanlarla seçime gidilmesi, bir usul olarak zaten vardır. Biz, normali, anormalde bulan bir topluluk olarak; sanki de kendi eşeğimizi kendimiz kaybedip, gene kendimiz bulunca seviniyoruz!

Demek istediğim, birçok demokratik ülkede, seçime zaten seçim hükümeti ile gidilir!

Bizim bu seçim hükümetimizin, anayasal bir zorunluluk olarak, meclise bir program sunacağı aşikârdır ama o programı dinleyip, oy verecek milletvekili bulmak, parti disiplini olmasa pek mümkün değildi.

Öncelikle Dr. Sibel Siber’i toplumumuzun ilk kadın başbakanı olarak selâmlarken, seçim hükümetlerinden ne beklendiğini sorgulamak isterim, bugün!

Fazla söze gerek var mı bilmem ama elbette iki aylık böyle bir hükümetten, ülkenin ekonomik sorunlarını çözmek, çeşitli sektörlerin meselelerine çare bulmak, ülke paradigmasını değiştirmek gibi görevler bekleyen, zaten yoktur ve olamaz!

Zorunluluktan ortaya çıkmış bulunan bu hükümet türünü kendi anayasalarına bir şart olarak koyan ülkelerde, seçim hükümetinden beklenen, ülkeyi, adil ve demokratik bir seçime götürmekten ibarettir. İktidar partisinin, devlet olanaklarını kendi lehine kullanmasının engellenmesi, tabii ki bu görevler arasındadır. Ancak, aslolan, hiçbir parti, sosyal sınıf ya da zümrenin de bu imkânı kullanmasına izin vermemektir. Seçim hükümetleri, bunun için kurulur. Bizde iç içe geçmiş iki sürecin bir arada yaşanması dolayısıyla, seçim yasaklarının yürürlükte olması, ya da bu hükümetin seçim yasaklarından önce kurulamamış olması dolayısıyla, zaten söz konusu üç partinin devlet olanaklarını kendi yararlarına kullanmaları söz konusu değildir.

Ancak, unutulmaması gereken, demokrasinin çoğunluk diktatörlüğü olmadığı; aynı zamanda azınlığın haklarını da düzenleyen bir sistem olduğudur. Bir düşünür, “bulunan en az kötü yönetim biçimi” demişti…

Dr. Sibel Siber’in, kadın duyarlılığı ile bunun altından kalkacağını umuyorum. Obir türlüsü, çok iyi bir durum sayılmaz doğrusu… Kısassa kısas, hiç değilse var olduğu ileri sürülen zihniyet farklılığı konusunda, ciddi kuşkulara yol açar...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31