İnsanlar yaşadıkları kentlere benzerler.

Nasıl bir kentte yaşarsak biz oyuz. İlişkilerimiz binaların yerleşimine, düşüncelerimiz kentin yapısına, davranışlarımız kentin oluşumuna benzer. Yıllar önce Lefkoşa’nın surlar içinde yaşayan kentin insanları, evlerin omuz omuza yaslanması gibi komşuluklar, ilişkiler kurarlardı.

Evler apatmanlara dönüştükçe ilişkiler de dört duvar arasına sıkıştı. Evler şehir dışlarına kaçıp müstakil alanlara yayıldıkça, ilişkiler de mesafeli oldu.

Bir kentin sanatçısı da, o kente bakarak ilham alır. Bir şehre aşık olmakla başlar herşey.

Sanat üretmek zaten zordur! Bu ülkede sanat üretmek en zor.

Ne yana dönseniz hangi kente ulaşsanız, kültürden sanattan eser yok. Hangi çembere baksanız milli bir eser. Sanat eseri yok. Üretilenler ise eskilerin restorasyonu. Bugüne ait yeni sanat eserleri ne yazık ki yok.

Kentlerin duyguları sönmüş, sanatçıları ne yapsın? Neye bakarak üretsin? Nereden ilham alsın?

En çok sanatı taşımak lazım kentlere! Milli duyguların gelir geçerliği tarihin en ciddi yüzleşmesi ama sanat öyle değil. Venedikli’nin bayrağı hangi direkte asılı? Lüzinyan liderine ait büst hangisi? Ama bıraktığı az çok eser ayakta ve kentlerin her yerinde.

Kalacak olan sanat, kültür. Kendi çağımıza ait, bizi simgeleyen sanat! Kalacak olan bu eserler. Kentler bunlarla dolmalı, sanat dolu meydanlarımız olmalı. Sanatçı bunlara bakıp ilham almalı, kentin sakinleri, sanatla soluk almalı.

Bu ülkenin kentlerine sanatı, kültürü taşımalı. Bu ülkenin sanatçılarına üretebilmeleri için estetik görüş alanları üretilmeli.

Hatta siyasete dahi sanatın etkileri yansımalı. “İzm”lerin en kalıcısı romantizm olmalı!

Bugüne yarından dönüp bakıldığında, bize ait bir kültür görülmeli. “Biz vardık” diyebilmeli.

*

Yaşam bitiyor, nesiller hızla akıp geçiyor. Tüm bunlar için boşa harcanan zamanlara inat, sanatı hızla üreterek kentleri yeniden düşünmeli.

İnsanlar yaşadıkları kentlere benzerler.

Peki siz, yaşadığınız kente benzeyenler, aynaya bakarken, bir şehri görmeyi hayal ettiniz mi hiç?

Gözlerinizi kapattığınızda kentinizi hayal ederek huzur buldunuz mu hiç?

Nazım Hikmet’in dediği gibi; “Ancak iki şey ölümle unutulur, biri annenizin yüzü, diğeri şehrinizin yüzü”. Ölünce unuturuz biz şehrimizi. Ya o bizi unutur mu?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31