Almanya Başbakanı Angela Merkel, Yunanistan’da olduğu gibi, Güney Kıbrıs’ta da “kurtarma planı” gündeme geldiğinde, birçok insanın hedefi oldu. Hitler’e benzetenler çıktı mesela… Çok ağır küfredenler de…  Merkel, Eylül’de seçimlere hazırlanıyor. Almanya, AB’nin en büyük“para ağası”… Alman vatandaşları, “bunlar kendi kendilerini yönetemiyor, Rus kara parasını aklıyor, batıyor ve biz bu batışın faturasını mı ödeyeceğiz?” düşüncesinde…  Merkel’in tavrı, bu düşüncedeki Alman seçmeni mutlu ediyor…  Peki, Alman seçmenler haksız mı? Hayır haksız değiller, ama haklı da değiller. Çünkü para kendi ceplerinden çıkmayacak. 10 milyar Euro’yu Avrupa Stabilite Mekanizması denen sistem ile IMF ödeyecek… Geriye kalan parayı da ya Rum Hükümeti bulacak ya da Rumların banka hesaplarından çekip alacaklar… 

Sorun da bu noktada odaklanıyor.

100 bin Euro’ya kadar olan her hesap, AB’nin garantisinde değil mi?

Evet garantisinde… Eurozone bölgesinde 100 bin Euro’ya kadar her tasarruf, garanti altında…

Peki, insanların tasarrufları garanti altındaysa, özellikle 100 bin Euro’dan az tasarrufu olanlar mutlaka rahat olacaksa, Brüksel’deki bürokratlar ya da siyasetçiler, nasıl oluyor da bu garantiyi alt üst edip, insanların paralarına el koyabiliyor?

Birçok uzman, çok sayıda yorumcu buna “banka soygunu” diyor…

Ve bu soygunun baş mimarının da Angela Merkel olduğuna inanıyor.

Yunanlıların ve Rumların, hatta sıra gelirse İtalyan ve İspanyolların da hedefinde “bu yüzden” Merkel olacak.

Merkel, kendi seçmeninin tepkisini oya dönüştürmeye çalışmakla suçlanıyor.

Ama uzmanlar, bunun da ötesinde, 100 bin Euro tasarruf, Euro bölgesinin garantisi altındayken, bundan “vergi alınmasını”, soygun olarak değerlendiriyor.

Kısacası, AB ya da Merkel, aslında “hukuksuzluk” veya “AB yasalarını tanımazlık” mı yapıyor?

Evet aynen öyle!

Yasal, yasa dışı hiç fark etmez; Merkel ve destekçilerinin “kendince” doğru olanı yaptıkları ortada…

Ama “kendince doğru”, “AB’nin de doğrusu” değil…

Şu sonuca geleceğim; Merkel başta olmak üzere, AB’yi yönetenler, örneğin Türkiye’nin AB üyelik süreci gündeme geldi mi, Maastricht kriterlerinden girip, Kopenhag kriterlerinden çıkabiliyor!

Ama işlerine geldiği zaman, insanların tasarruflarını bir gecede soymanın Maastricht Kriterleri’ne uymadığı gerçeğini hiçe sayabiliyor…

Ve asıl sonuç şu; lütfen kabul edin; AB ve küresel kapitalizm artık doğru düzgün çalışmamaya başladı…

Küçücük Kıbrıs adasının yasal devletinin vatandaşları, kurtarma planının mevcut şekliyle, yani 100 bin Euro altındaki birikimlerinden de kesinti yapılmasını öngören haliyle reddetmekle, büyük bir ders verdiler…

“AB – IMF ikilisi”; ya da “AB Komisyonu, AB Merkez Bankası ve IMF Üçlüsü” yani Troyka, 100 bin Euro’dan fazla birikimi olan “zengin”lerden kesinti yapabilir…

Bu yasal bir zemine de oturtulabilir…

Ama AB’nin anayasası – temeli olan anlaşmalarla garanti altında olan birikimlere dokunursa, AB’nin temel kuruluş kriterlerine aykırı davranmış olur…

Temeline zarar verir…

Bu konu gelişmelere açık…

Kıbrıs’ta ayaklanan insanlar ve Kıbrıs’taki Temsilciler Meclisi’nin Salı akşamki oylaması; içinde olduğumuz saatlerde, AB’nin prensiplerinin istenildiği anda ortadan kaldırılıp kaldırılmayacağını da bize öğretmiş olacak.

Eğer, Maastricht Anlaşması’na aykırı olduğu halde kaldırılabiliyorsa; Merkel istedi diye olabiliyorsa; bu kurumun yani AB’nin benim için güvenilir tek bir yanı kalmamış demektir…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31