Bugün canımız Başbakan İrsen Küçük ile sohbet etmek istedi.

Daha doğrusu Başbakan ile değil, İrsen ağabey ile…

Son zamanlarda çok buluşamadık, dertleşemedik ama önceleri çok defa bir masa etrafından oturmuş, kadeh tokuşturmuş, güncel sohbetlerimiz olmuştur.

Bu kez sohbet etmek  istediğimiz konu, ne siyaset, ne doğru ya da yanlış kararlar, ne de ülke ekonomisinin kötü gidişatıdır.

Sadece ve sadece gençleri konuşmak istiyoruz kendisi ile…

Canımızın birer parçası olan çocuklarımızı…

Mesela benim 21 yaşındaki kızım, yarın 22 olacak,şu anda Afrika’da, önce Benin Cumhuriyeti’ne gitti, oradan Togo’ya geçti.

Bir projede çalışıyor, Afrikalı yetim ve açlık tehlikesinde olan küçük çocukları eğitiyor.

Onunla gurur duyuyorum, aynı zamanda çok özlüyorum…

Haberlerde bir ‘Afrika’ kelimesi geçse, yüreğim hopluyor…

Geceleri ter içinde uyanıyor, geç de olsa telefona sarılıp sesini duyma ihtiyacı hissediyorum.

Belki yetişkin bir genç kız ama, benim halen minicik bebeğim…

Herkesin evladı da kendine yaşı kaç olursa, minicik yavrusu değil mi zaten…

Allah düşmanım dahil kimseye evlat acısı yaşatmasın, alacaksa önce bizim canımızı alsın.


Sevgili İrsen ağabey,

Evlat acısının ne demek olduğunu en iyi bilensiniz.

95 yılının Temmuz sıcağında yaşadığınız acı, halen dün gibi gözlerimin önünde.

Yaşadığınız sıkıntıyı, buhran günlerinizi en iyi bilenlerdendim.

Canınızın paresi o zamanın küçük Kemal’i kötü bir trafik kazasına kurban gitmeseydi, şimdi onun çocukları ile ‘dede’ olma  mutluluğunu yaşayacak, elbette onların da üzerine titreyecektiniz.

Önceki akşam Metehan Spor Tesisleri’nin açılışında, merhumun büstünün önünde O’na bakarken, yaşadığınız hissiyatı, hayatınızın bir film şeridi gibi gözünüzün önünden geçişini hissettim…

Çünkü, hepimiz anayız, babayız..

Kimimiz onlara sarılarak, gözyaşı dökerek gösteririz sevgimizi, kimimiz ise daha katıyızdır, ama gözyaşlarımızı gece karanlıklarına bırakırız…

Genelde de duygularını saklayan, hep babalar olur nedense…


Bunları niye mi yazdım İrsen ağabey?

İki tane nedeni var;

İlki tahmin edeceğiniz gibi gençlerimizi pisi pisine trafik kazalarına kurban vermemiz.

Yüreğinize ateş düştüğü gün siz muhalefet milletvekili ve partinizin Lefkoşa ilçe başkanıydınız…

Şimdi ise ülkenin en üst makamlarından birisi olan başbakanlık koltuğunda oturuyorsunuz.

Trafik kazalarının en aza indirilmesi için, evlere ve gönüllere düşen ateşlerin tekrarlanmaması için yapabileceğiniz çok şey var…

Bir tek talimatınızla bile, çok şeyi düzeltebilecek yetki ve makamda oturuyorsunuz.

Başka analar, başka babalar ağlamasın diye, bu konuda özel bir komisyon kurup, bilimsel bakış açısının ülkemize getirilmesi için pek ala ki yapabilecek çok şey vardır.

Yeter ki sesinizi biraz yükseltin, gerekirse masaya yumruğu vurup, sadece birkaç talimat verin…

Uyuşturucu ona keza. Her geçen gün uyuşturucu kullanan gençlerimizin arttığını biliyor ama hiç mi hiçbir şey yapmıyoruz.


Bir diğeri ise, istihdamlar konusu…

Daha da öte, ülke gençlerinin kamuya istihdamı sırasında yaşanan rezaletler…

Partizanlığın ve popülizmin bir türlü mefta olmadığı ülkemizde, sırf partili değil diye işe girme şanslarının bile olmadığı gençlerimiz…

Söyler misiniz Allah aşkına sırf sizin partinizin bayrağını sallamadı diye, başka gençlerin aynı topraklar üzerinde eşit şartlara sahip olmaması dünyanın başka neresinde görülmüştür?

Sevgili İrsen ağabey,

Eğer bu ülkede sosyal sigortalar emeklisi bir gazinin evladı üniversite mezunu genç, sizin iktidarınız döneminde işe alınmadı diye ‘iş azlığı’ nedeniyle kapının önüne konuluyorsa ve birkaç ay sonra aynı makama, hali vakti yerinde müsteşar emeklisi birinin oğlu alınıyorsa, o genç ve ailesi devletine ve milletine küsmez de ne yapar?

Sizce de burada bir sakatlık yok mudur?


Daha bitmedi İrsen ağabey,

Dün bir gazetede ilan vardı, yürekler dağlayan, bunu da sizinle paylaşmak istiyorum…

Hani ya iki gün önce hayata erken veda eden Fırtına komutanın çocuklarının ilanı, bir de siz okuyun istedim;


“Canım babamızı kaybettik,

Babasız kalmak yaslandığın çınar ağacının gölgesinin olmamasıymış artık.

Bu acıyı en derinde hissediyoruz babam…

Oğlun bıraktığın yerden bayrağını devralıp, babası gibi polis teşkilatının en asil polislerinden olup gururun olacak…

Rahat uyu babam…

Hani hep derdin; Kızım benim aşkımdır…

Sevgililer Günü’nde bile beni arayıp ‘seni seviyorum aşkım’ derdin ya;

Bu aşkın da seni çok seviyor babam…

Ani gidişine canımız dayanmasa da, seninle gurur duyuyoruz bir tanem.

Seni hiç unutmayacağız, unutturmayacağız babacığım…

Yattığın yer nur, mekanın cennet olsun biriciğim…”

Kızın: Halide Sadrazam

Oğlun: Batuhan Sadrazam


Ne dersin İrsen ağabey?

Bu sıralar çok duygusal olduk değil mi…

Yaşlanıyor muyuz ne?

levent.20110804084842.jpg

MESAJ KUTUSU

Sayın Turgay AVCI, dün Cafer Gürcafer aradı gözleri yollarda kalmış, beklediği mahkeme kağıdı bir türlü gelmemiş. Sessiz kalmaya devam mı edeceksiniz? Bu kadar büyük bir suçlama sonrasında en azından iki kelime etseydiniz bari…

Sayın Ali Çetin AMCAOĞLU, Yeşilırmak’ta gariban bir ailenin hem elektriği, hem suyunun kesildiğini, ayrıca evinin önüne engeller konulduğunu biliyor muydunuz? Orman Dairesi’ne bağlı bir arazinin üzerindeki üç tane konut başınızı ağrıtabilir haberiniz olsun.

Sayın Cenk MUTLUYAKALI, EG 071 plakalı aracınızın sürücüsünü uyarmanızda fayda var. Trafik kurallarına uyarsa, olası kazaların da önüne geçmiş olur. Dün az daha talihsiz bir kaza geçecekti başımızdan.

Sayın Aydın MİDA, partisel gücünüzü kullanıp elin garibanları ile uğraşmak hem de bu mübarek Ramazan ayında reva mı yani? ‘Alma garibin ahını çıkar aheste aheste sözünü’ hatırlatmakta yarar görüyoruz.

Sayın Varol ÖZTUĞ, sizin gibi sosyalist düşüncede olan birisine emekçi insanların elektrik ve suyunu kestirmeyi hiç yakıştıramadık. Ayıptır ve günahtır arkadaş!

Sayın Hakan ORAN, bölgenize yapılan her yatırıma karşı çıkıp muhalefet yapmak bölge insanına biraz ayıp olmuyor mu? Bu konularda basını da epey iyi kullanıyorsunuz doğrusu…Peki yatırım yapılmazsa bölge gençliğinin istihdam sorunu nasıl çözülecek?

Sayın Ersin TATAR, Rum tarafından gelecek 6 milyon dolarlık elektrik tahsilatını iple çekiyormuşsunuz. Umarız bir deliği kapatmada faydalı olur.

Sayın Faiz SUCUOĞLU, dün öğle yemeğinde masanın karşısındaki arkadaşınızın gömleğine bir kutu kolayı boşalttığınız görülmüş. İyi bir hekim olduğunuzu bilirdik de bu kadar sakar olduğunuzu yeni duyduk. Bir gömlek borçlusunuz artık değil mi?

Sayın Hasan KUNTER, İzmir’den eskisine göre çok daha sağlıklı döndüğünüzü ve tahlillerin de olumlu çıktığını duyduk. İzmir’in havası ve suyu başkadır değil mi? Büyük geçmiş olsun diyoruz.

Sayın Arda GÜNDÜZ, eski dostlarınızla dayınızın evinde havuz başında mangal partisiyle birlikte  gitar dinletisi düzenlemişsiniz. Gitarla mangalı çok bağdaştıramadık doğrusu. Ama zurna olsaydı hiç yadırgamazdık o zaman…

Sayın Hasan YAĞIZ, 6 Eylül’de Mardin’de yapacağınız düğüne Maliye Bakanı’nın da geleceğini biliyor muydunuz? Konuklar ağır olunca masraflar da ağır olacak, şimdiden önleminizi almanızda yarar var…

Sayın Derviş Kemal DENİZ, tek bir iş için iki ayrı müşteriden hizmet ücreti almanız meslektaşlarınız arasında etik dışı olarak nitelendiriliyor. Şikayete hazırlananların bile olduğu iddia ediliyor.

Sayın Evşen DOĞACAN, Osmanlı takıları fikri gayet akıllıcaydı, bayanlara gün doğdu. Ancak genelde Hürrem’in takıları isteniyormuş, bolca sipariş vermekte yarar var. Hayırlı işler dileriz.

Sayın İbrahim ÇAKIRDAĞ, siz genelde aşk ve sevgi şiirleri yazardınız ama hayat şartları sizi de zorlamış olsa gerek ki soysal konulara daha fazla ağırlık vermeye başladığınızı görüyoruz. O zaman kaleminize kuvvet diyoruz.

Sayın Nazım ÇAVUŞOĞLU, Türkiye’de beklemediğiniz ilgi karşısında ağzınız açık kalmış. Hele de bando olayı koltuklarınızı kabartmış diyorlar. Ancak İzmir marşı mı yoksa mehter marşı mı çalıyordu merak konusu olmuş.

Sayın Özer BOYACI, Arbank’ı satın alıp bankacılık sektörüne el atmanız bazı yerel bankacıları epey tedirgin etmiş. Bu konuda da büyük başarılara imza atacağınız bekleniyor. Hayırlı işler, bol müşteriler…

Sayın Taner ULUTAŞ, iyisiniz hoşsunuz da bir de canlı yayınlarda cep telefonunu kapatmayı unutmasınız diyoruz. Başarılı yayınlarınızın devamını bekliyoruz.

Sayın Gökhan ALTINER, önceki gün Varyant Ahmet ile yemekte görülmüşsünüz. Bu arada Ankara kaçamaklarının gözümüzden kaçtığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz…

Sayın İrfan DEMİR, şöyle bir boş zamanınızda Yeşilırmak’a ziyaret yapsanız diyoruz. Orman arazisi üzerine konan vatandaşlar, garibanları ezmek için ellerinden geleni yapıyorlar.

 

Günün Fıkrası : Amca

Çanakkale'de bir kadın, kucağındaki süt bebeğiyle otobüse biner. Yanına da iri kıyım bir adam oturur.
Otobüs Ezine'ye ulaştığında kadın çocuğunu emzirmek amacıyla memesini çıkarır ve çocuğun ağzına verir. Ancak çocuk memeyi emmek istemez.
Kadın kızar ve sert bir sesle;
-Al yoksa amcaya veririm!..
Adam, göz ucuyla bakar ve önüne döner...
Ayvacık'a geldiklerinde kadın yine memesini çıkarır ve çocuğu yine emzirmek ister, çocuk yine emmez ve yine ayni azarı işitir bebek..
-Al yoksa amcaya veririm.
Bu sahne otobüsün durduğu her merkezde tekrarlanır.
Küçükkuyu, Altınoluk, Güre, Akçay derken
Edremit'e kadar gelinir.
Edremit'te de kadın; 
-Al yoksa amcaya veririm, diyince adam patlar..
-Hanım, hanım yeter artık!.. Vereceksen ver.
Ben taa Ayvacık'ta inecektim, buralara kadar geldim...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31