3 Temmuz 1919 günü Damat Ferit Paşa’nın, Refet Bele’ye gönderdiği ve Mustafa Kemal’in geri dönmesinin sağlanmasını istediği telgrafta, der ki:  


“… Mustafa Kemal Paşa meselesine gelince... Kendisi neden korkuyor? İnkisamdan (parçalanma) değil mi? Halbuki şu hareketi ile inkisamı maazallah kendisi yapmış olacak... 

Halbuki henüz inkisam muhakkak değil, fayda ümid ediyoruz. Binaenalyh Mustafa Kemal Paşa eğer vatanını seviyorsa… Onun faydası için hemen geri dönmelidir.” O zamanlar Posta Genel Müdürü olan Refik Halit, saklayıp, yıllar sonra yayınladı. ( Refik.  H.  Karay, Minel Bab, İlel Mihrab, s. 185-186)

Oysa, “kayıp vatan” kurtarılacak diye girilen savaş, o korkunç ruhsal traumayı tedavi etmek yerine, bu defa da Anadolu’nun elden gitmesi demek olan Sevres ile sonuçlandı! Bu daha da büyük bir trauma idi!

Sevr, traumayı iflah olmaz bir gangrene dönüştürür. Kanımca dün Taner Akçam’dan aktardığım “yok olma korkusu”nun altında yatan gerçek, budur... 

Türk düşünce dünyası, bu iki trauma ile alildir! Aslında, Türk Milliyetçiliği, bunlarla alildir de denilebilir. 

Bugünkü Türk Ulusçuluğu paradigması, bu ikisi üzerine kuruludur... 

Bizi bölecekler!

Vatan parçalanacak!

Vatan elden gidecek!

Damat Ferit Paşa’nın, Mustafa Kemal’e karşı çıkarkenki gerekçesi de buydu, aradan şu kadar yıl geçtikten sonra, bugünkü paradigmanın her yeniliğin, her türlü demokratik gelişmenin önüne geçerken ileri sürdüğü gerekçe de, budur!

“ ... Sevr çuvalını kafamızdan çıkarmak için - hiçbirbildik-leri olmadığı kanıtlanmış büyüklerimize rağmen- bir şeyler yapabiliriz.” Bu satırlar, 1920’lerin bir İstanbul gazetesinden alımış değiller. 18.7.2003 tarihli Sabah gazetesinden alınmışlar!  ( Ömer Lütfü Mete- 18. 07. 2003 tarihli Sabah Gezetesi)

“ Üç gündür, güneş doğar doğmaz ilk işim Dolmabahçe'ye  koşturup denize bakmak!  İşgal güçlerinin savaş gemileri... Dolmabahçe açıklarında mı diye! 

Yine üç gündür sabahın köründe, İzmir Temsilcisi sevgili kardeşim Cemalettin Özdoğan'ı yatağından kaldırıyorum! İşgal kuvvetleri... İzmir'e çıktılar mı diye…” Bu satırlar da 1919’da yazılmış değillerdir. 8.7.2003 tarihli Star Gazetesindeki bir makaleden alınmışlardır. (Cevher Kantarcı- 8. 7. 2003 tarihli Star Gazetesi)

Ayni sözde yazar, ayni makalenin devamunda da  “  ... 'aydın' taifesi, akşamdan kalmanın mahmurluğu ile bilgiç bilgiç gülerek diyordur ki:  
'Herif üşütmüş… Sevr paranoyası, herifin kafasını  bozmuş' Gerçekten, halime bakan olursa, kafayı kırdığımı düşünebilir… “ derken, bir başka hastalığını ortaya koyuyor:  Fikri sefaletinin yarattığı kompleksten kaynaklanan aydın düşmanlığı!

Bu sağlıklı bir durum değildir ama böyledir...

Bunu tanımlamadan, pek çok şeyi kavramak, çok kolay değildir!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31