Birkaç gün fırtına vardı İstanbul’da…

Pencereler sökülecek sandım.

Ağaçlar devrilecek, duvarlar yıkılacak gibiydi.

Şehir içindekiler bunu fark etmediler.

Ağaç yok, çatı yok, doğru dürüst alan yok.

Rüzgâr bile eserken özgürlük ister.

Savrulmak her yöne…

Astığım astık, kestiği kestik demeye mekân ister.

Ona kimse dokunmasın, dilediğince uçsun ister.

O havada daha, sabahın körüydü, dışarı çıktım.

Maksat bahçeye, etrafa bakmak…

Kırılan, dökülen, düşen bir şey var mı görmek.

Yoktu.

Sadece kuru gürültüydü rüzgâr.

Kışa hazırlıyordu kendini.

Gelip geçiciydi.

Savaştan önceki ilk yoklamaydı.

Hani mevzilerdeki hareketlilik var.

Güçleri kaydırmak var.

Hazırlıklar bitince de patlamadan önce tam suskun bir dönem var.

Bu hazırlık yapıyordu, çatışma başlamayacaktı henüz, dokunmadı bir yere.

Sadece esti ve geçti gitti.

Dün hava yazdan kalmaydı.

Bulut tok, rüzgâr yok, kıpırtı yoktu.

Bir gün önceye döneyim.

Rüzgârlı günün ilk ışıklarına.

Dışarı çıktım.

Etrafı dolandım.

Hareket eden hiçbir şey görmedim.

Kediler bile çıkışıma gelmediler.

Oysa kapının kilidi tık dese, kapıdaydılar.

Bir ağlayışları var ki.

Sanki bir yerlerini birileri sıkıştırıyor da yardım dileniyorlar.

O ağlamaları ciğere kadardır.

Neyse içimden bu sessizlik için, “tuhaf” dedim.

Bir tur daha attım.

En köşede nar ağacı var.

İlk yıl çok nar vermişti ama narları küçüktü…

İkinci yıl sayıca azaldı ancak boyutları büyümüştü.

Bu yıl ise ilginç bir şekil aldılar.

Ne hormon ne gübre verdim o ağaca.

Meyveleri yumruktan çok aha büyük…

İlginç gelen bir ayrıntı daha dikkatimi çekti.

En üstekilerin rengi kırmızı, ortadakilerin pembe, aşağıdakilerinse anemik yani kansız insan yüzü…

Güneş farkı dedim.

Ayva ağacı da yüklü…

Ondaki durum tam tersi…

Her geçen yıl boyutları küçülür, sayıları artar.

Baktım zeytinler de kararmışlar.

Toplamak lazım dedim.

Tam içeriye girerken bir ses duydum…

-Pır…

Döndüm baktım.

Serçeden büyük, kargadan küçük bir kuş karanlıklar içerisinden kayboldu gitti.

Sığırcıktı bu…

Genelde açık alanlarda toplu halde gezen, böcekle beslenen bu kuşun, benim evimde ne işi olabilirdi?

Ya yolunu kaybetmişti, ya da rüzgârdan feleği şaşmıştı.

İçeri girdim.

Bir daha çıktım.

Sığırcık, narla ayva arasında bir daha pır dedi turladı ve gene gitti.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31