Televizyon 20.Yüz yılın en büyük icatlarından sayılıyor.
Çok önemli bir kitle iletişim araçı.
Önce salonlarımıza sonra
mutfaklara, yatak odalarına, kafelere,
kliniklere, kantinlere, cep telefonlarına,
İnternete… girdi.
Çok da fark ettirmeden hayatın içine iyice sızmış ve önemli bir yer edinmiştir.
Kimileri için eğlence kaynağı, arkadaş,
kimileri için de bilgi, kültür kaynağıdır.
Önemli bir güçtür.

Televizyona eleştirel bakanlar ise
TV’nin bireyler arası ilişki ve etkileşimi son derece azaltmış ve zayıflatmıştır derler.
Birbirimizle konuşmak yerine televizyon izliyoruz. Ekranda konuşan kişileri dinleyip
bir anlamda pasifleşmeyi, hayata izleyici olmayı öğreniyoruz.
Televizyon her ne kadar bize farklı bilgiler, evler, dünyalar gösteriyormuş gibi dursa da
esasında sadece bir(1) yaşam biçimini yaymaya çalışıyor.
Daima ‘iktidarın’, güçlü, zengin olanın tarafındadır.
Onların sesi ve görüntüsüdür. Amacı kardır. Amacı söylenenlerin aksine
tek boyutlu düşünce ve davranışları benimsetmektir.

Benim için ise televizyon farklı bir dünyadır.
Sömürülenin de savaşanın da ötekinin de en etkili ‘silah’larındandır.
Farkında olmadan bizi etkisi altına alır.
Gündemimizi belirler. Türkiye kanallarını takip ederseniz
kadınları ya ezik/zayıf/melek anne
ya da ‘kötü’ olarak gösterir. Esas kahramanları erkeklerdir.
Ana haber bültenlerini onlar sunarlar. Programların, dizilerin büyük çoğunluğu ise
reklamlara bağlıdır. Çoğunun formatı da içeriği de birbirine benzer.
Hatta yayın saatleri bile.

Bizi sessizleştiren ve aynılaştıran bu sisteme
tamamen karşı çıkıp evine sokmayanlar vardır.
Bazıları ise televizyona televizyonun kendisini kullanarak eleştirir.
TV’den ‘Televizyona inanma’, der. Gerçekten farklı sorular sorarlar!
İşte sistemi sistemin içinde kalıp eleştireceksin,
ve zenginleştireceksin diyen
O asi kahramanlardan birisi de Okan Bayülgen’dir.
Programlarının formatlarını kendi yapıyor. Amerika’da, Avrupa’da aynısı yok!
Reyting sistemine karşı çıkıyor.
Programını çok geç saatlerde yayınlıyor.
Konularını çekinmeden seçiyor.
Eğitimi, iktidarı, dini, seçim yöntemlerini,
TV Programlarını, devleti, sanatı, depremi, sokakları, inşaatları
tartışıyor. Ünlü olmanın anlamını sorguluyor.
Fraklı gündemleri gündeme sokuyor.
Kendine özgü dili ile TV’yi yerden yere vuruyor.

Bize TV’den sesleniyor ama hiç de alışık olmadığımız bir şekilde!
Programa katılanlara kibar davranmak zorunda olmadığını savunuyor.
Herkese gülücükler dağıtmıyor.
Programını aniden bitirebiliyor.
Kendi kendiyle dalga geçiyor.
İltifat edenlere söz hakkı vermiyor.
Televizyonun ve popüler kültürün sığlığına dikkat çekiyor.
Tüm bunları yaparken de sizi eğlendiriyor ve diyor ki TV bu da olabilir.

Hem TV’yi hem de bizi sıradanlıktan çekip alıyor.
Bu asi kahramanı ta Üniversitede öğrenci olduğum dönemlerden takip ediyorum.
Bu hafta onu köşeme taşıma nedenim ise
DAÜ, İletişim Kulübü olarak Disko Kralı’na gidiyor olmamız.
O havayı yakından teneffüs edeceğiz.
Birçok açıdan bunun çok değerli bir tecrübe olacağına inanıyorum.
İyi günler…

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31