“Çok daha iyi koşullarda olacağız.

Kendi işimizde…

Memuriyetimizde.

Özel sektörümüzde…

İşler tkır tıkır y ürüyecek dünya bize sempati ile bakacak, yolumuza devam edeceğiz.

Üstelik can güvenliğimiz de sağlanacak.

Dediler…

Altın tepside sunulmuş bir hayattı sanki.

İnsan daha ne isteyebilir ki…

Bodoslama dalar bu vaatlere.

Ve daldık.

***

Gel zaman git zaman…

Yukarıdan yağmur, aşağıdan rüzgâr vurdukça sıvaları döküldü yalanların.

Tüm çıplaklığı ile çıktılar ortaya.

İnanamazsınız…

Dün…

Sadece bir saat yağmur yağdı…

Lefkoşa’da trafiğin içindeydim o sıralarda.

Gazeteye ne var ne yok diye uğradıktan sonra yaşamıştım olayı.

Yıldırımlar, şimşekler, kara bulutlar.

Bazı coğrafyalara göre olağan, bazılarına göre sıkıcı, bazılarına göreyse oh be idi dünkü hava…

Yıldırımın fotoğrafını çekerim diye kenara çektim.

Bekledim.

Çaktı, çaktım, tutturamadım.

Bir daha çaktı, bir daha çaktım yine tutturamadım.

Etkisi uzun sürse de görünmesiyle kaybolması bir anda bitiyordu yıldırımın.

Çekilmiyormuş fotoğrafı kolay kolay.

Çekemedim, vazgeçtim, “zaten çeksem de ne işime yarayacak ki”…

Çektim gittim

Birkaç ay önce Cemal başkanın reklâmları vardı.

Güya yağmur sonrasında sıkıntılar olmayacaktı.

Evleri, yolları sular basmayacaktı.

Dereler nehir olup taşmayacaktı.

Botlara gerek kalmayacaktı.

Kavşaklar, caddeler doldu yarım saat düşen yağmurla.

Ne itfaiye vardı ne görevliler.

Kendimi sandalda sandım.

Küreklere baktım yoktular.

Egsozdan pat pat çıkan sesle liman aradım kendime.

Liman yoktu, benim gibi yüzlerce araba vardı…

Çaresizdiler...

Kapının girişine kadar yükselen sularda “İyi ki yolda kalmadım” dedim.

Kalsaydım…

Kalsalardı…

O yollar açılamayacaktı.

Ve belki de mahsur kalanlara havadan ekmek gerekecekti.

Nasıl olduysa tekerlekler asfalta değdi…

Kurtuldum.

Vurdum kendimi Girne’ye doğru.

Dağlara.

En azından sel olursa kurtarırdım.

Yağmur yoktu orada.

Sel de.

Sadece gökten geçen kara bulutlar.

Hani Kıbrıs küçüktü?

Hani bir avuçtu?

Ağacı, çiçeği, taşı toprağı yıkayıp ak pak yapan yağmur bile bu ülkenin büyüklüğünü gösterdi.                              

Bir tarafta yağmur diğer tarafta güneş…

Bir tarafta selle boğuşanlar diğer tarafta kuru toprak.

Memleket büyük ama bizler küçüğüz.

Basit bir yağmurun felakete yol açmasını bizler hazırladık.

Yukarıdan yağmur, aşağıdan rüzgâr vurdukça sıvaları döküldü yalanların.

Tüm çıplaklığı ile çıktılar ortaya.

Ve çoğumuz ki uyuduk uyutulduk…

Hala sıvaların altından çıkan yalanları göremiyoruz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31