Yanlış okumadıysam, Eurobarometre’nin son araştırmasında, KKTC’de “siyasete güven” Avrupa ortalamasının üstünde çıkmış…

Biz, bol keseden konuşuruz ama genellikle kullandığımız kavramların altını boş bırakırız.

Hiçbir bilimsel argümana dayanmadan, konuşuruz: Siyasete güven kalmadı…

“Siyaset nedir?”

Siyaset, erki talep etmekten başka hiçbir şey değildir.

Bu bakımdan, Osmanlı’ “siyaset etmek” terimini iki anlamda kullanırdı: Ya hükümet olmak veya idam olmak…

Şeklen dahi olsa bir demokraside yaşıyorsanız, “siyaset yapmak” erke talip olmanın ta kendisidir.

Erk’e talip değilseniz, yaptığınızın adı, sendika olabilir, sivil toplum örgütü olabilir, meslek örgütü olabilir ama asla siyaset olamaz.

Yukarıdaki cümleyi, “siyasi partilere güven kalmadı” şeklinde de okumak mümkündür ki o zaman da bu kavramı ele almak gerekir.

Siyasi Parti dediğimiz şey, nedir?

Bizde, bir araya gelmiş bir arkadaş topluluğunun, hasbelkader meydana çıkmış birleşimidir sananlar da vardır ama, örneğin Lenin’e göre siyasi parti, “geniş bir demokratik kitle örgütleri ağının ortasında, onların siyasi taleplerini uygulamak üzere erke talip olan kadronun meydana getirdiği, çekirdek”tir…

İdeolojik birlik olduğunu ileri sürenler de var ama çağımızda bana en çekici gelen, Fransız Siyaset Sosyologu Maurice Duverger’in tanımıdır:

“Belli bir program etrafında birleşmiş ve aidat ödemekte olan, özgür bireylerin, iktidara talip birliği”…

Farkındaysanız, Duverger, “ideolojik birlik” şartını  ortaya koymuyor.

Programı öne çıkarıyor.

Oysa onun da Lenin gibi bir Marxist olduğunu, ama 2. Enternasyonal ayrımında sosyal demokrasiyi seçtiğini belirtmek gerek.

Ancak, o geniş örgütlerin çekirdeği olma konumu, sürüyor…

Belirleyici fark olarak da erk talebi…

Duverger, meselâ “duygusal birliklere”, parti demez; “Tarikat” der…

Demek ki “siyaset”, sadece yöneteni beğenmemek değil, yönetmeye de talip olmaktır…

Elbette o zaman da neyi, neden beğenmediğinizi anlatmanız gerekir ki bu çok kolaydır ama, neyi nasıl yöneteceğinizi de söylemek zorundasınızdır.

Daha doğrusu, neyi nasıl yöneteceğinizi “bilmek” zorundasınız, her şeyden önce…

Meselâ, “Kıbrıs Sorunu çözülsün” demek, siyasi bir görüş ifade etmez…

Sadece bir taleptir…

Siyaset olması için, çözülmesini dile getirmekten daha da önemlisi, hangi içerikle, nasıl, hangi taktik çizgiyle, hangi müzakere yöntemi ile ve soruna taraf olan “ötekileri” nasıl ikna ederek çözüleceğini de “bilmeniz” ve söylemeniz gerekir.

Daha da önemlisi, çözmek için erke talip olmanızdır…

İşte bundan dolayıdır ki kırk yıl, “çözülemez ve çözülmemelidir” diyen taraf, bütün yukarıdakileri “bildiğinden” ve işine geleni de söylediğinden dolayı siyaset yaparken biz, sadece bir talebi dile getiriyorduk.

Ve halk da bundan dolayı ona oy veriyordu.

Çünkü, yalnız o “siyaset” yapıyordu…

Şu yaşadığımız son günlerde, toplumun çoğunluğu karşı olmakla beraber, bir taraf siyaset yapıyor; karşı taraf da tepkisel taleplerini dile getiriyor gene…

Ve işin acı tarafı, bu defa erke talip olmak yani siyaset yapmak da “değişim” talep edenler tarafından, bir suç diye nitelendiriliyor.

Elbette geçen defaki deneyin hüsranla sonuçlanmasının etkisi de var bunda ama kimse uğranılan hüsranın sebebinin “siyasetsizlik” olduğunu kabullenmeye de yaklaşmadan, ayni duvara doğru yürüyüp, başkalarının siyasetlerinin, bizim taleplerimizi yerine getirebileceği ham hayali ile avunuluyor.

Bu defa da kaybedeceğiz ve bunun kusuru, burnu Kaf Dağı’nda olan bir miktar adama ait olacak…

Erk’e ait bir sorumluluğu, erke talip olmadan çözebileceğini sananlar da bunun başında gelecek...
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31